Uluslararası ilişkilerde bazı aktörler vardır; attıkları adımlar sadece bugünü değil, yarının dengelerini de şekillendirir. İsrail de uzun zamandır bu aktörlerden biri.
ABD tarafından şımartılan Orta Doğu’nun şımarık çocuğu İsrail, Doğu Akdeniz’in patronu olmak istiyor.
İsrail, ilk hamlesini ekonomi üzerinden yaptı. Türkiye’yi dışarıda bırakan enerji projeleriyle Güney Kıbrıs ve Mısır ile iş birlikleri geliştirmeye yöneldi. Amaç açıktı: Enerji denklemini Ankara’sız kurmak.
Bu girişimler yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi mesajlar da içeriyordu.
Zamanla tablo değişti. Ekonomik iş birlikleri yerini askeri yakınlaşmaya bıraktı. İsrail’in, özellikle İran ile yaşadığı gerilim süreçlerinde Güney Kıbrıs’ı bir “güvenli alan” olarak kullanması dikkat çekti.
Sivil hava unsurlarının dahi buraya yönlendirilmesi, meselenin sadece diplomatik değil, stratejik bir derinliğe sahip olduğunu gösterdi.
Ardından askeri destek sinyalleri geldi. Silah, eğitim ve güvenlik iş birlikleri… Tüm bunlar, İsrail’in bölgede kalıcı bir etki alanı oluşturma çabasının parçaları olarak okunabilir.
Benzer bir tablo Yunanistan için de geçerli. Ege’deki adaların silahlandırılması tartışmaları sürerken, İsrail’in Atina ile geliştirdiği askeri ilişkiler dikkat çekiyor.
Burada iki tarafın çıkarları kesişiyor: Yunanistan, Türkiye’ye karşı denge arıyor. İsrail ise kendisine tehlike olarak gördüğü Türkiye’yi adeta kuşatmak istiyor.
Tüm bu gelişmelerde Amerika Birleşik Devletleri’nin rolünü göz ardı etmek mümkün değil. Ancak Washington’un denge siyaseti de dikkat çekici.
ABD, bir yandan İsrail’i desteklerken, diğer yandan Türkiye ile ilişkilerin tamamen kopmasını istemiyor. Bunun nedeni açık: Türkiye’nin askeri, ekonomik ve jeopolitik ağırlığı.
Bölgede yapılan tüm hesapların bir de sahadaki gerçekliği var.
Türkiye, son yıllarda savunma sanayiinden diplomasiye kadar birçok alanda kapasitesini artırmış bir ülke.
İsrail’in attığı adımlar, kısa vadede kazanım sağlayabilir. Ancak uluslararası siyasette “şımarıklık” değil, denge kazanır. Ve dengeyi doğru okuyamayanlar, en güçlü olduklarını düşündükleri anda hata yaparlar.
İstihbarat raporları şunu açıkça gösteriyor. 10 milyonu bulmayan nüfusuyla İsrail, 85 milyonluk Türkiye ile baş edemez.
Anadolu’da çok söylenen o atasözünde olduğu gibi, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilirler. Bizden söylemesi…