Gemi batarken kavga etmenin anlamı yok!

Hayat pahalılığına karşı hazırlanan yasa tasarısının Meclis gündemine alınmasıyla birlikte sendikaların aldığı genel grev kararı, ülkenin içinde bulunduğu kırılgan tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi.

Hayat pahalılığına karşı hazırlanan yasa tasarısının Meclis gündemine alınmasıyla birlikte sendikaların aldığı genel grev kararı, ülkenin içinde bulunduğu kırılgan tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Uçuşlardan eğitime, sağlıktan belediye hizmetlerine kadar hayatın neredeyse tüm alanlarını etkileyecek bu grev dalgası, sadece bir tepki değil, aynı zamanda biriken sorunların dışavurumudur.
Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Bu yöntemle gerçekten bir çözüm üretilebilir mi?
Sendikaların kararlılığı anlaşılabilir. Alım gücünün düşmesi, hayat pahalılığının giderek artması ve geniş kesimlerin geçim sıkıntısı yaşaması, tepkiyi kaçınılmaz kılıyor. Öte yandan hükümetin de ekonomik dengeyi koruma sorumluluğu bulunuyor. Fakat burada gözden kaçırılan çok kritik bir gerçek var: Bu ülke hepimizin ve aynı gemideyiz.
Eğitimin durduğu, hastanelerde hizmetlerin aksadığı, kamu işleyişinin kilitlendiği bir ortamda kaybeden sadece hükümet ya da sendikalar olmayacak; doğrudan toplumun tamamı zarar görecek. Günler sürecek bir grevin ekonomik ve sosyal maliyeti, zaten zor durumda olan yapıyı daha da zayıflatacaktır.
Bugün dünyada yaşanan savaşların, küresel ekonomik dalgalanmaların etkisi her zamankinden daha fazla hissediliyor. Böylesi bir atmosferde iç çatışmaları derinleştirmek yerine ortak aklı güçlendirmek zorundayız. Çünkü kriz dönemleri, ayrışma değil dayanışma zamanıdır.
Maaş artışları kısa vadede bir rahatlama sağlayabilir, ancak tek başına kalıcı bir çözüm değildir. Asıl ihtiyaç olan, alım gücünü sürdürülebilir şekilde artıracak, üretimi destekleyecek ve ekonomiyi dengeye oturtacak yapısal adımlardır. Aksi halde her birkaç ayda bir aynı tartışmaların içine sürüklenmeye devam ederiz.
Bu nedenle hükümet, muhalefet ve sendikalar vakit kaybetmeden bir masa etrafında toplanmalıdır. Ön koşulsuz, restleşmeden ve toplumsal sorumluluk bilinciyle yürütülecek bir diyalog süreci, bugünkü gerginliği fırsata çevirebilir. Sert açıklamalar ve karşılıklı meydan okumalar yerine çözüm odaklı bir yaklaşım benimsenmelidir.
Unutulmamalıdır ki; gemi su alırken kimin haklı olduğunun pek bir önemi yoktur. Önemli olan o gemiyi birlikte yüzdürmektir.
Bugün yapılması gereken tam da budur. Bizden söylemesi…
Bu haber 8 defa okunmuştur

:

:

:

: