Hepimiz aynı gemideyiz

Bu sabah yine sokaklar dolacak, pankartlar açılacak, sloganlar yükselecek. Kamu hizmetleri duracak, öğrenciler sınavlara giremeyecek, hastalar randevu bulamayacak. Meclis kapısına yürüyen kalabalıklar ile içeride toplanmaya çalışan irade bir kez daha karşı karşıya gelecek. Kısacası, ülke bir kez daha nefesini tutacak.

Bu sabah yine sokaklar dolacak, pankartlar açılacak, sloganlar yükselecek. Kamu hizmetleri duracak, öğrenciler sınavlara giremeyecek, hastalar randevu bulamayacak. Meclis kapısına yürüyen kalabalıklar ile içeride toplanmaya çalışan irade bir kez daha karşı karşıya gelecek. Kısacası, ülke bir kez daha nefesini tutacak.
Bu tablo artık kimse için sürpriz değil. Hayat pahalılığı, alım gücünün erimesi ve belirsizlikler toplumun her kesimini derinden etkiliyor. Sendikaların sokağa çıkması da, hükümetin yasa gündemini ilerletme çabası da kendi açısından anlaşılır. Ancak ortada açık bir gerçek var: Bu gidişat sürdürülebilir değil.
Çünkü kaybeden yalnızca bir taraf olmuyor. Grev olduğunda öğretmen de etkileniyor, öğrenci de. Hastanede hizmet aksadığında sadece sistem değil, insan hayatı risk altına giriyor. Belediyeler çalışmadığında şehir değil, hepimizin gündelik yaşamı sekteye uğruyor. Ekonomi zaten kırılganken, her duruş yeni bir maliyet yaratıyor.
En önemlisi ise toplumun ruh hali yıpranıyor. Sürekli gerilim, sürekli karşı karşıya geliş… Bu, bir ülkenin taşıyabileceği bir yük değil.
Oysa unutulan bir şey var: Hepimiz aynı gemideyiz. Bu gemi su alırsa kimsenin kamarası ayrı kurtulmayacak.
Sendikaların talepleri “duyulmak” istiyor. Hükümetin ise “yönetmek” gibi bir sorumluluğu var. Ama bu iki şey birbirine zıt olmak zorunda değil. Tam tersine, sağlıklı bir demokraside bu iki alan birbirini besler. Sorun, diyalog kanallarının tıkanmasıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla megafon değil, daha fazla masa. Daha yüksek sesler değil, daha açık kulaklar.
Taraflar bir adım geri atıp şu soruları sormalı:
Gerçekten çözüm istiyor muyuz, yoksa sadece haklı çıkmak mı?
Karşımızdakini anlamaya çalışıyor muyuz, yoksa sadece anlatıyor muyuz?
Bu krizi büyütmek mi istiyoruz, yoksa bitirmek mi?
Unutmayalım, uzlaşma zayıflık değildir. Tam tersine, en büyük güç göstergesidir. Çünkü uzlaşmak için cesaret gerekir, empati gerekir, sorumluluk gerekir.
Bugün Meclis kapısında atılacak her sloganın, içeride kurulacak her cümlenin tek bir amacı olmalı: Bu ülkeyi daha yaşanabilir hale getirmek.
Bu da ancak birlikte mümkün.
Çünkü gerçekten hepimiz aynı gemideyiz. Bizden söylemesi…
Bu haber 29 defa okunmuştur

:

:

:

: