Leonardo da Vinci, 15 Nisan 1452’de, İtalya’nın Floransa kenti yakınlarındaki Vinci kasabasında dünyaya geldi. Rönesans döneminde yaşayan sanatçı “çok yönlü dahi” sıfatı ile adlandırılıyormuş. Çünkü; resim, heykeltıraşlık, mühendislik, anatomi, botanik, müzik ve mimari alanlarında üstün yeteneklere sahipti. Hem sanatsal, hem bilimsel farklı sanatsal disiplinler konusunda onu başarılara götüren bilgi birikimi vardı.
Leonardo da Vinci, 15 Nisan 1452’de, İtalya’nın Floransa kenti yakınlarındaki Vinci kasabasında dünyaya geldi. Rönesans döneminde yaşayan sanatçı “çok yönlü dahi” sıfatı ile adlandırılıyormuş. Çünkü; resim, heykeltıraşlık, mühendislik, anatomi, botanik, müzik ve mimari alanlarında üstün yeteneklere sahipti. Hem sanatsal, hem bilimsel farklı sanatsal disiplinler konusunda onu başarılara götüren bilgi birikimi vardı.
Bu nedenlerle Vinci’nin doğum gününün Dünya Sanat Günü olarak kutlanması kararı isabetli bir karardı. Bu etkinlik 2012 den beri dünya çapında kutlanmaktadır.
Ben de farklı disiplinler de yeteneğim olmamasına rağmen teorik olarak onların içi içe geçebileceğini hatta geçmesi gerektiğini Yaseminin Gözyaşları kitabımın “şiiri savunmak” bölümünde irdelemiştim.
(...) Yani şiirin içinde de dikkatli bir okur öykü, felsefe, tarih, sosyoloji, psikoloji bulabilir. Şiirlerden oyunlaştırılmış birçok tiyatro eseri örnekleri hem dünyada hem ülkemizde çok vardır.
Öykü, müzik, roman, heykel, mimarlık, ve diğer sanatsal faaliyetler imge* yaratmakla ortaya çıkmıyor mu? Tıpkı şiirin doğasında olduğu gibi. İmge sanatın ortak paydasıdır. Hepsi hayalde farklı şeyler canlandırmakla veya hayatı tasvir etmekle başlar ve bunlar tuvalde, çamurda. Mimari çizimde, notada ifade edilerek yaratılır ve hayat bulur.(...)
İlk kitabımın yayımlanmasından sonra, 2022 yılından itibaren aktif olarak İpek Denizli Sanat Atölyesi ve Feyzan Korur’un etkinliklerine katıldım. Söz dağarcıklarından çıkarıp attıkları “başarabilir miyim?” ve “acaba” sorularını arkalarında bırakıp yürekli bir şekilde yollarında yürüyorlar. Onlar, içinde bulunduğumuz ortamda tank paletlerinin, asker postalarının yanında, çiçek açmış menekşeler gibidirler. Her şeye rağmen sanat vasıtası ile dünyayı güzelleştirmeye çalışıyorlar.
Onlar da Leonarda da Vinci gibi her türlü disipline saygı göstererek cumhurbaşkanlığındaki programlarını gerçekleştirdiler. Müzik, resim, tango, şiir, el işleri, yerel motifler hepsi içi içe bir buket halinde izleyiciye sunuldu. Sanatın evrensel olduğunu bir kez daha hissettik. Sanatın iyileştirici gücünü bir kez daha izledik. Zaten etkinliğin sloganı; “Sanat barıştırır, sanat çoğaltır”dı. Emeği geçen herkesi, katkı koyanları kutlarım. Program sırasında oluşan aksaklıklar, Kıbrıslı insanın hoşgörüsü ile sorun haline dönüştürülmemiştir. Ama kişisel bir eleştirimi yazmadan geçemeyeceğim. Keşke programı biten, ayrılıp gitmese de o güzel insanlardan oluşan kalabalık sonuna kadar salonu canlı tutup hem düzenleyenleri hem de programa katkı koyanların motivasyon ve coşkusunu kırmasa idi. Onu da Akdenizliliğin tez canlılığı
olarak yorumlayarak Pollyanna’ya saygımızı gönderelim.
Sanatsal aktiviteler bir avuç insanın üstün gayretlerinin bir neticesi olmamalıdır. Daha geniş kitlelere ulaşmalı daha çok insan tarafından özümsenmeli, içselleştirilmelidir. Bu bireylerin iyileşmesine ve dolaylı olarak toplumun iyileşmesine katkı koyacaktır.
Sanat iç sıkıntılarımızı azaltan bir sağaltım aracıdır. İnsanların ve toplumun ruh sağlığını iyileştirmeye katkı koymaktadır. “Bir melodi, bir renk geçişi ya da parmaklarımızla şekillendirdiğimiz bir kil parçası, kelimelerin erişemediği yerlere ulaşabilir.” Sanat terapisi kavramı, 20. yüzyılın ortalarında psikoloji literatürüne girmiştir. Özellikle müziğin iyileştirici gücü araştırmalarla sabitlenmiştir. Sanat bir lüks değil gereksinimdir.
Sünya sanat günü vesilesi ile Feyzan Korur ve İpek Denizli Sanat Atölyesini bir kez daha kutlar onların sanata katkılarının sürekliliğini dilerim. Bu tip sanatsal faaliyetler arttıkça toplumun da daha kaliteli bir hayat noktasına yaklaşacağını biliyorum.
Dünya şiir gününde okuduğum şiirden bir bölüm.
(...)Pencereden girer gibi bir serçe,
kış gününde eve sığınan ceylan gibi.
Ç/ağlayarak akan bir ırmak gibi
dokunup yüreğimizin
en hassas yerlerine
umudu kuşanıp gelecek
saflığı kuşanıp gelecek
geleceği kuşanıp gelecek.(...)
Sağlıcakla kalınız.
** İmge; düşsel olarak tasarlanan ve gerçekleşmesi özlem olarak duyumsanan şey, düş.