Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde sıkça dile getirdiği “Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı, Türkiye’nin Avrupa’ya duyduğundan daha fazla” sözü, ilk bakışta siyasi bir söylem gibi görülebilir. Ancak uluslararası gelişmeler ve değişen jeopolitik dengeler incelendiğinde, bu ifadenin önemli ölçüde gerçeklik payı taşıdığı görülüyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde sıkça dile getirdiği “Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı, Türkiye’nin Avrupa’ya duyduğundan daha fazla” sözü, ilk bakışta siyasi bir söylem gibi görülebilir. Ancak uluslararası gelişmeler ve değişen jeopolitik dengeler incelendiğinde, bu ifadenin önemli ölçüde gerçeklik payı taşıdığı görülüyor.
Uzun yıllar boyunca Avrupa Birliği ile ilişkilerde Türkiye, üyelik hedefi doğrultusunda Avrupa’nın kapısını çalan taraf olarak algılandı. Fakat bugün dünya farklı bir noktada bulunuyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’nın güvenlik mimarisi ciddi bir sınavdan geçerken, kıtanın karşı karşıya olduğu enerji, savunma ve göç sorunları Türkiye’nin stratejik önemini yeniden ön plana çıkardı.
Özellikle güvenlik alanında Türkiye’nin rolü tartışılmaz bir boyuta ulaştı. NATO’nun en büyük ordularından birine sahip olan Türkiye, sadece askeri kapasitesiyle değil, aynı zamanda sahadaki operasyonel tecrübesiyle de dikkat çekiyor. Son yıllarda yerli ve milli savunma sanayisinde kaydedilen ilerlemeler, Türk savunma ürünlerinin uluslararası alanda gördüğü ilgi ve Türkiye’nin kriz bölgelerindeki etkinliği, Avrupa’nın güvenlik hesaplarında Ankara’yı vazgeçilmez bir aktör haline getiriyor.
Bunun yanında Türkiye’nin coğrafi konumu da eşsiz bir avantaj sunuyor. Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Karadeniz arasında doğal bir köprü görevi gören Türkiye, enerji koridorlarının merkezinde yer alıyor. Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltma çabaları sürerken, Türkiye’nin enerji arz güvenliği açısından oynadığı rol daha da kritik hale geliyor.
Göç meselesi ise Avrupa’nın Türkiye’ye olan ihtiyacının bir başka boyutunu oluşturuyor. Milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye, Avrupa’nın düzensiz göçle mücadele stratejisinde kilit konumda bulunuyor.
Bugün Avrupa başkentlerinde göç konusu iç siyasetin en hassas başlıklarından biri haline gelirken, Türkiye ile iş birliği yapılmadan kalıcı çözümler üretmek neredeyse imkânsız görünüyor.
Elbette bu durum Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyaç duymadığı anlamına gelmiyor. Avrupa Birliği hâlâ Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumunda ve ekonomik ilişkiler her iki taraf için de büyük önem taşıyor. Ancak değişen uluslararası sistemde ilişkinin niteliği farklılaşıyor. Artık tek taraflı bağımlılıktan değil, karşılıklı ihtiyaç ve çıkarların şekillendirdiği yeni bir dengeden söz ediyoruz.
Tüm bu şartlar altında Kıbrıs sorunu da artık Avrupa açısından tahammül edilemez bir noktaya geldi.
Kıbrıs’ta artık Türkiye’nin talepleri göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılamayacağı net olarak ortada.
O yüzden bu yıl sonunda hareketleneceği öngörülen Kıbrıs müzakerelerinde bugüne kadar görülmemiş ezber bozan yeni yaklaşımlara şahit olabiliriz.
Rüzgar artık Kıbrıs Türkünün arkasından esiyor. Bu rüzgarın bizi istediğimiz hedefe götürüp götürmeyeceği ise ayakları yere basan sağlam politikaları kararlılıkla uygulamamıza bağlı. Bizden söylemesi…