Bazı hatıralar vardır; yalnızca bir insanın yaşamını değil, bir toplumun hafızasını da taşır. Babam Hüseyin Özdemir’in öğrencilik yıllarına dair anlattıkları, 1930’ların Lefkoşa’sını, eğitim dünyasını, öğretmenlerini ve Kıbrıs Türk toplumunun gündelik hayatını bütün canlılığıyla gözler önüne seren değerli tanıklıklardır.
O yıllarda Lefkoşa’ya Türkiye’den gelen bir öğretmen ya da aydın, başlı başına bir heyecan kaynağıydı. Mithat Bey’in gelişi, yalnızca şoförlü arabasıyla değil, taşıdığı kültür ve kişiliğiyle de dikkat çekmişti. Eşi Ulviye Hanım ise kadın hakları üzerine yazılar kaleme alan çağdaş bir Türk kadını olarak hafızalarda yer etmişti. Kıbrıs Türk toplumu için Türkiye’den gelen her eğitimci, sadece bilgi aktaran bir öğretmen değil, aynı zamanda modernleşmenin simgesiydi.
Lisenin öğretmen kadrosu, dönemin eğitim anlayışını yansıtan güçlü karakterlerden oluşuyordu. Reşat Ebeoğlu ve Halil Fikret Alasya gibi isimler öğrencilerin belleğinde derin izler bırakmıştı. Halil Fikret Alasya, disiplinli anlatımı ve vakur duruşuyla saygı uyandıran bir eğitimciydi. O yılların okullarında projeksiyon cihazları ya da gelişmiş laboratuvarlar yoktu; derslerin asıl gücü, öğretmenlerin bilgisi ve kişiliğinden geliyordu.
Öğrencilerin en çok hatırladığı isimlerden biri de Dr. Nuri Bey’di. Hem okul doktoru hem de hayvan bilimi öğretmeni olan Nuri Bey, daha çok sıra dışı sınav anlayışıyla anılırdı. Sınav sorularının önceden öğrenilmesi ve cevapların hazırlanması öğrenciler arasında herkesin bildiği bir sırdı. Onun bu duruma göz yumması, yıllar boyunca anlatılan nükteli bir hatıraya dönüştü. Bu tür ayrıntılar, okul yaşamının yalnızca resmî yönünü değil, insani ve sıcak tarafını da ortaya koyar. Öğrencilerin hafızasında kalanlar, çoğu zaman sınavlardan çok öğretmenlerin tavırları, günlük ilişkiler ve sınıf içinde yaşanan küçük olaylardı.
Dönemin renkli simalarından biri de Kıbrıs Müftüsü’ydü. Din derslerinde anlattıkları öğrenciler tarafından kimi zaman şaşkınlıkla, kimi zaman tebessümle dinlenirdi. Evlilik, boşanma ve aile hayatına dair verdiği örnekler gençlerin zihninde yer etmiş, zamanla şakalara konu olmuştu. Bu anılar, dinî otoriteler ile genç kuşaklar arasındaki bakış açısı farklılıklarını göstermesi bakımından da dikkat çekicidir.
Lise hayatının en hareketli ve coşkulu bölümlerinden biri okul bandosuydu. Klarnetler, kornetler, saksafonlar ve trampetlerden oluşan bu topluluk, yalnızca okulun değil, Lefkoşa’nın da sesi hâline gelmişti. Bayramlarda ve törenlerde yükselen marşlar kalabalıkları heyecanlandırır, genç öğrenciler kendilerini büyük bir idealin parçası gibi hissederdi. Bandonun şefi Bedelyan, farklı kökenlerden insanları müziğin ortak dili etrafında buluşturan önemli bir isimdi.
Hatıraların en dokunaklı sayfaları ise dönemin Lefkoşa’sına dair gözlemlerdir. Şehir küçük, imkânlar kısıtlıydı. Türk toplumunun sineması, spor alanları ya da sosyal tesisleri yok denecek kadar azdı. Eğlence ve kültürel etkinlikler çoğu zaman Rum kesimindeki mekânlarda gerçekleşirdi. Ekonomik şartlar zorlayıcı olsa da insanlar dayanışma içinde yaşamayı sürdürüyor, umutlarını eğitimde ve Türkiye ile kurdukları bağlarda arıyordu.
Anılar, gençlik heyecanlarını da ihmal etmez. Okula yeni gelen güzel bir kız öğrenci, erkek öğrencilerin ilgisini çeker; koridorlarda ve okul bahçesinde fısıltılar dolaşırdı. Bu küçük ayrıntılar, o dönemin gençlerinin de bugünün gençlerinden çok farklı olmadığını gösterir.
Lise son sınıfa gelindiğinde ise geleceğin belirsizliği kendini hissettirmeye başlar. Üniversiteye gitmek kolay değildir; maddi imkânlar sınırlıdır. Böyle zamanlarda öğretmenlerin ve toplum önderlerinin uzattığı yardım eli, gençlerin hayatında belirleyici bir rol oynar. Babam Hüseyin Özdemir de aldığı destek sayesinde öğretmenlik yoluna adım atmıştır.
Bu hatıralar, yalnızca bir öğrencinin okul yıllarını anlatmaz. Aynı zamanda sömürge dönemi Kıbrıs’ında Türk toplumunun eğitimle var olma mücadelesini, Türkiye’ye duyduğu bağlılığı ve modernleşme arayışını da yansıtır. Sayfalar ilerledikçe yalnızca Hüseyin Özdemir’i değil; bir dönemin Lefkoşa’sını, öğretmenlerini, öğrencilerini ve umutlarını da tanırız. Bu yüzden bu anılar, kişisel bir yaşam öyküsünün ötesinde, toplumsal hafızanın kıymetli bir parçası olarak değer taşır.