GÜNEY ‘FEDERASYON’, KUZEY ‘KONFEDERASYON’ DİYEBİLECEK

Rum basını BM'nin yeni bir çözüm taslağı koymayı hedeflediğini öne sürdü. Üzerinde çalışıldığı iddia edilen model; Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’da toprak düzenlemeleri karşılığında Kıbrıslı Türklere doğrudan ticaret, doğrudan temas ve doğrudan uçuş gibi açılımlar öngörüyor.

Rum basını BM'nin yeni bir çözüm taslağı koymayı hedeflediğini öne sürdü. Üzerinde çalışıldığı iddia edilen model; Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’da toprak düzenlemeleri karşılığında Kıbrıslı Türklere doğrudan ticaret, doğrudan temas ve doğrudan uçuş gibi açılımlar öngörüyor.

Rum basınında dün yer alan bir makalede Birleşmiş Milletler’in yaz aylarında yeni bir genişletilmiş konferans (5+1) düzenlenmesi yönünde hazırlık yaptığı, bu toplantıda tarafların önüne bir çözüm taslağı konulmasının değerlendirildiği öne sürüldü. Buna göre BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin, önceki arabuluculara kıyasla daha aktif bir çalışma yürütüyor. Holguin’in yalnızca liderlerle değil, siyasetçiler, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, garantör ülkeler ve Avrupa Birliği yetkilileriyle de temaslarda bulunduğu ileri sürüldü. Amaç geçmişteki müzakere çerçevelerini yeniden üretmek değil; tarafların masaya oturmasını sağlayacak kadar somut, ancak başlangıçta reddedilmeyecek kadar esnek bir model oluşturmak.

Yazıda yer alan en dikkat çekici iddia ise üzerinde çalışıldığı öne sürülen çözüm modeline ilişkin oldu. Tartışılan modelin geçmişteki ağır federal yapılardan farklı olduğunu savunularak, bunun Avrupa Birliği içinde daha gevşek bir ortaklık modeli olduğu ileri sürüldü.

İddiaya göre söz konusu yapı Rum tarafınca “iki bölgeli, iki toplumlu federasyon”, Türk tarafınca ise “konfederasyona yakın bir model” olarak yorumlanabilecek nitelikte olacak. Yazıda bu yaklaşımın temel amacının, Rum tarafının federasyon tezleri ile Türk tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü talepleri arasında bir köprü kurmak olduğu ifade edildi.

Oluşmakta olan müzakere çerçevesinin merkezinde “toprak iadesi karşılığında siyasi tanınma ve eşitlik” dengesinin yer aldığı öne sürüldü.

Buna göre Crans-Montana’da görüşülen haritalar temel alınarak Maraş, Güzelyurt ve Mesarya gibi bölgelerin yeniden gündeme gelebileceği iddia edilirken, buna karşılık Türk tarafının siyasi eşitliğin yeni yapının işleyişinde somut biçimde yer almasını talep edeceği belirtildi. Yazıda en kritik sorunun ise Türk tarafına ne ölçüde siyasi eşitlik tanınabileceği ve bunun Rum tarafınca “örtülü taksim” olarak algılanıp algılanmayacağı olduğu savunuldu.

Makalede, çözüm sonrasında iki veya üç yıllık bir geçiş dönemi planlandığı da ileri sürüldü. Bu süreçte Maraş başta olmak üzere bazı bölgelerde toprak iadelerinin başlaması, buna karşılık Türk tarafının uzun süredir talep ettiği doğrudan ticaret, doğrudan temaslar ve doğrudan uçuşlar gibi başlıkların kademeli olarak hayata geçirilmesi öngörülüyor.

Yazıda ayrıca Türk limanlarının Kıbrıs Cumhuriyeti gemilerine açılması ve hava sahasına yönelik bazı kısıtlamaların kaldırılması gibi adımların da gündeme gelebileceği iddia edildi.

Üerinde çalışıldığı iddia edilen modelde merkezi devletin yetkileri önemli ölçüde sınırlandırılacak. Geçmiş müzakere süreçlerinde tartışılan geniş kapsamlı federal yetkiler yerine, günlük yönetimin büyük bölümünün iki kurucu devlete bırakılması öngörülüyor.

Merkezi yapı ise dış temsil, Avrupa Birliği ilişkileri, mali koordinasyon ve güvenlik gibi alanlarla sınırlı tutulacak. İddiaya göre yeni sistemde iki kurucu devlet, iki meclis ve federal konularla ilgilenecek üst düzey bir ortak yapı bulunacak. Doğrudan seçilmiş klasik bir federal parlamento yerine Rum ve Türk milletvekillerinden oluşacak ortak bir yapının oluşturulması da seçenekler arasında yer alıyor.

Yazıda yürütme organına ilişkin dikkat çekici iddialar da yer aldı. Görüşülen senaryolardan birinin dönüşümlü başkanlık konseyi olduğu ileri sürüldü. Bu modele göre iki toplumun liderleri yürütmenin başında dönüşümlü olarak görev yapacak. Dönüşüm oranının ise Rum tarafı lehine 2’ye 1 veya 3’e 1 olması öngörülüyor.
Yazıda ayrıca Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in, sembolik yetkilere sahip dönüşümlü bir federal başkan ile asıl yürütme yetkisinin Rum Başbakan’da bulunduğu bir modeli görüşmeye açık olabileceği iddiasına da yer verildi. Ancak Dionysiou, Türk tarafının böyle bir yapıyı ancak güçlü siyasi eşitlik mekanizmaları karşılığında kabul edebileceğini savundu.

Yazıda, geçmiş müzakere süreçlerinde sık sık tartışılan “en az bir Türk bakanın olumlu oyunun gerekli olması” formülünün de yeniden gündeme geldiği ileri sürüldü. Türk tarafının bunu gerçek siyasi eşitliğin vazgeçilmez unsuru olarak gördüğü belirtilirken, Rum tarafının ise bunun karar alma süreçlerini kilitleyebileceğinden endişe ettiği ifade edildi.

Yazıda güvenlik ve garantiler konusunda da dikkat çekici değerlendirmeler yer aldı. Rum tarafının 1960 Garanti Sistemi’nin tamamen kaldırılmasını istediği, Türk tarafının ise Türk askerinin adadaki varlığının sürmesini savunduğu belirtilirken, Birleşmiş Milletler’in orta yol olarak NATO seçeneğini değerlendirdiği öne sürüldü.
İddiaya göre Kıbrıs’ın NATO’ya katılması halinde adada Türk, Yunan, Fransız, İngiliz ve Amerikan askerlerinin belirli bir güvenlik yapısı içinde bulunabileceği bir model tartışılıyor.

Yazıda Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde ilerleme sağlanmasını istediği ve özellikle Gümrük Birliği başlığında somut kazanımlar beklediği öne sürüldü.Ayrıca çözüm sonrasında doğal gaz alanında iş birliği imkanlarının da gündeme gelebileceği belirtilerek, Türkiye’nin Kıbrıs doğal gazının taşınması için boru hattı inşa etmeye hazır olduğu ve yüksek fiyatlarla alım yapabileceği yönünde mesajlar verdiği iddia edildi.

Yazıya göre Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman’ın böyle bir çerçeveyi müzakere etmeye daha hazır göründüğü, Nikos Hristodulidis’in ise daha temkinli davrandığı öne sürüldü.

Bu haber 31 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER