Güçlü bir kimlik iradesi

Babam Hüseyin Özdemir’in anı defterinde bazı satırlar vardır ki, sadece geçmişi anlatmaz. O satırlar, Kıbrıs Türk toplumunun hangi şartlarda kendi yolunu bulduğunu, hangi baskılar karşısında kimliğini koruduğunu ve hangi meselelerde ayrışmak zorunda kaldığını açıkça gösterir.

Babam Hüseyin Özdemir’in anı defterinde bazı satırlar vardır ki, sadece geçmişi anlatmaz. O satırlar, Kıbrıs Türk toplumunun hangi şartlarda kendi yolunu bulduğunu, hangi baskılar karşısında kimliğini koruduğunu ve hangi meselelerde ayrışmak zorunda kaldığını açıkça gösterir.

1942 ve 1943 yılları, Kıbrıs’ta toplumsal hareketlerin arttığı yıllardır. İşçiler, çiftçiler ve öğrenciler kendi alanlarında farklı arayışlar içindedir. İlk bakışta sosyal ve mesleki dayanışma gibi görünen bazı oluşumlar, kısa sürede siyasi bir yön kazanır. Rum işçileri ile Türk işçilerinin birlikte yer aldığı AKEL de bu dönemin önemli başlıklarından biridir.

Babamın notlarında AKEL meselesi oldukça açık anlatılır. Başlangıçta işçi hakları etrafında şekillenen bu yapı, daha sonra politikaya yönelmiş ve Stalinci bir çizgiye kaymıştır. Türklerin buradan ayrılması, sıradan bir kopuş değildir. Bu ayrılık, Kıbrıs Türkünün kendi milli hassasiyetlerini, kendi siyasi duruşunu ve kendi toplum gerçeklerini koruma iradesidir.

Aynı durum çiftçi hareketlerinde de görülür. Türk ve Rum rençberlerin birlikte başlattığı birlik çalışmaları, zamanla ortak meslek meselesinden uzaklaşır. Toplantılarda rençberlerin sıkıntıları yerine, Rum tarafının siyasi hedefleri ve Yunanistan’a bağlanma düşüncesi öne çıkar. Daha da önemlisi, salonda İngiliz ve Yunan bayraklarının yanında Türk bayrağına yer verilmesi kabul edilmez. İşte bu tavır, Türk çiftçileri için kırılma noktası olur.

Türk bayrağının dışlandığı yerde, Türk çiftçisinin kalması mümkün değildir. Bu nedenle Türk rençberler kendi yollarını çizmiş ve Türk Çiftçiler Birliği’ni kurmuştur. Bu, sadece bir teşkilatlanma değildir. Bu, toprağı işleyen insanın hem emeğine hem de kimliğine sahip çıkmasıdır.

O dönemin bir başka önemli başlığı da çiftçilerin borç yüküdür. Rum faizcilere olan borçlar, birçok aileyi ağır bir ekonomik sıkıntı içine sokmuştur. Borçların silinmesi veya uzun taksitlere bağlanması, rençberin nefes almasını sağlamıştır. Bu çalışmalar, Rauf Denktaş’ın babası Hakim Raif Bey’in öncülüğünde yürütülmüştür. Yapılan düzenlemeler yalnızca ekonomik bir rahatlama sağlamamış, Türk çiftçisinin kendi ayakları üzerinde durmasına katkıda bulunurken milli kimliğin korunmasına da önemli destek vermiştir. Bu adımlar, toplumun ekonomik sıkıntılarını hafifletme ve Kıbrıs Türkünü güçlü tutma çabasının önemli örneklerinden biridir.

Babamın notlarında İngiliz idaresine yönelik Türk şikâyetleri de dikkat çekicidir. Evkafın Türklere devredilmesi, çiftçi borçlarının ertelenmesi, ortaokulların açılması ve Türkiye’den öğretmen getirilmesi gibi talepler, Kıbrıs Türk toplumunun bilinçli ve düzenli bir hak arayışı içinde olduğunu gösterir. Bu talepler, dağınık şikâyetler değildir. Bunlar, toplumun geleceğini ilgilendiren temel meselelerdir.

KATAK’ın kuruluşu da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Kıbrıs Türkleri, kendi varlığını korumak ve sesini duyurmak için örgütlenme ihtiyacı hissetmiştir. Larnaka’daki toplantılar, halkın ilgisi, hesap sorma isteği ve yaşanan tartışmalar, toplumun artık sadece bekleyen değil, konuşan ve talep eden bir noktaya geldiğini gösterir.

Babamın anıları bana şunu düşündürüyor. Kıbrıs Türkü, o yıllarda yalnızca günlük geçim derdiyle uğraşmadı. Bayrağını, okulunu, toprağını, kurumlarını ve çocuklarının geleceğini de düşündü. Bugün geriye dönüp baktığımızda, o dönemin her ayrışmasında bir bilinç, her örgütlenmesinde bir ihtiyaç ve her talebinde güçlü bir kimlik iradesi görüyoruz.

Bu nedenle babamın notları, aile hatırasının çok ötesinde bir anlam taşır. O satırlarda, Kıbrıs Türk toplumunun sessiz ama kararlı yürüyüşü vardır.
Bu haber 11 defa okunmuştur

:

:

:

: