Evler tarihin tanıklarıdır. Ve evlerin bir ruhu vardır. Bu ruh içerisindeki insanlarla birlikte şekillenir. Bu ruh; çevresel, tarihsel ve sosyolojik şartlarla şekillenir.
YAŞADIĞIM EVLER
İNCİRALTI/ İZMİR: 11-12 bloktan oluşan bir yurt. Belki de 2000 e yakın insan. Yurtta bir oda. Oda da dört Kıbrıslı genç. Yaş ön sekiz. Yeni evimiz, kocaman bir yurt. Yeni bir dünya. Dört yatak. Oda içerisinde duş, tuvalet. Balkonu da var. Konforu standartların üzerinde. Sene 1979. Sosyalizm ideali yükselişte. Gençler, güzel günlerin geleceğine inanmış. Yurt ikinci bir okul olmuş. Yaşadığınız yer de sizi şekillendiriyor. Bu odanın, bu yurdun daha önce yaşadığım yerlerden bambaşka bir ruhu var.
HALİL RİFAT PAŞA/ İZMİR: 1981-82 İzmir’in merkezine çok yakın bir gecekondu. Biraz lümpen, biraz arabesk, biraz kavgacı, şarapcı bir mahalleydi. Yamacın üzerinde ama penceresinden tüm körfezi gören bir konumdaydık. Otobüse binmeden eve geleceksen yüz seksen yedi merdiven çıkmak gerekiyordu. Kış sabahları göyneği giyebilmek için ısıtmak gerekirdi. Ama sanırım ütümüz de yoktu. Televizyon ve buzdolabımız olmadığı gibi. Evdeki sayımız zaman zaman çoğalsa da uyum içerisinde yaşantısını sürdüren, yalansız, dolansız, dayanışma içerisinde yaşayan gençlerdik. Çünkü zihinlerimiz aydınlıktı. İzmir; ufkumuzu genişletmiş bize yeni bir dünyanın kapılarını açmıştı.
“Pencereler” şiirimden;
(...)Baktığın zaman dışarı ;
bir duvar görünmezdi,
ne de karşıdaki apartmanın penceresi
Konak, Karşıyaka yolcularını taşıyan
deniz görünürdü penceremden.
Saçları beline dökülen
işveli bir kızdı İzmir.
Toprağa düşmüş
ışıl ışıl hilal bir ay gibiydi körfez.(...)
ALTINDAĞ/ İZMİR: 1983. Mezun olanlar ayrılınca yine yeniden başka mahalleye taşındık. Üç katlı bir evin en yukarısında idik. Dam da bize ait gibiydi. Ama seyir keyfi yoktu. İzmir’de Türkiye’nin birçok yerinden göç alan bir kentti bu nedenle çarpık kentleşme görsel kirlilik yaratıyordu. Yeşil giderek azalıyor kent Anadolu’ya doğru yayılıyordu. Küçük sanayi işletmelerinin yoğunlaştığı, çoğunlukla İzmirlilerle uyumlaşamamış kalabalıkların olduğu bir bölgeydi. Yeni mahallemiz, semtimiz de böyle bir yerdi. 12 Eylül gençlerin üzerinden silindir gibi geçmiş, güzel günler başka bahara kalmıştı. Herkes ekmeğinin peşinde, apolitik yeni hüviyetleri ile Liberalizme yelken açıyorlardı.
GÜZELYALI/ İZMİR: 1984. Karşıyaka’nın karşısındaki körfez de bir tur atarak başladığımız yere geri dönmüştük. Güzelyalı, orta sınıf ile orta sınıfın biraz üzerinde gelir seviyesi olan daha çok İzmirlilerin yaşadığı bir semtti. Daha bakımlı, daha konforlu, parkı, bahçesi, sineması, cafesi olan bir muhitti. Biz öğrenci iken sınıf atlamamıştık ama uzun yıllardır Kıbrıslı öğrencilerin kullanımında olan bu ev devri daim sistemi! ile tutulduğu için kirası çok ucuz kalmıştı.
Başladığımız yere geri dönmüştük ama bizler artık on sekiz yaşında geldiğimiz İzmir’den ayrılırken bu kentte büyümüş, ayaklarımız üzerinde, başımız dik durmayı öğrenmiştik. İnsana ait olumlu hasletlerimiz katlanarak artmış olarak bu kenti terk ediyorduk.
GÜLSEREN EĞİTİM TABURU/ MAĞUSA: 1985- 86. Madem öğrenci yurdunu evimiz kabul ettim. Kışlayı da evimiz kabul edebiliriz. Askerlik; Disiplin ve kurallar silsilesi.
Sonra... Sonra Vasilya ve Lapta’da üç ev daha değiştik. Elli metre karelik evde de on sekiz yılımızı geçirdik. Artık kırmızı kanepelerin yüzüne bakılmıyor, tuzlu baklanın tadı yok, limon ağaçları kurudu, zeytinler sökülüp punk saç tipli aksesuarlara dönüştürüldü. Biz de dönüştük, akıllandık!!! mal satıp havuzlu büyük bir ev satın aldık. Yaşasın liberalizm.
Son kırk yılı ise “Dönüşüm” şiirim özetliyor.
(...)Ablukaya alınmış
bombardıman altındaki kentlerdik.
Yıkıntılar arasında
yolunu kaybetmiş ördek yavrularıydık.
Dönüşümlerle atlatabildik
korkmaktan korkmaları.
Şimdi uyum içinde olmaya dair
öğretici bir oyun içine sokulmuştuk.
Bu nedenle;
uzun süre dayanamadı
kafamızın içindeki ateş böcekleri
intihar etmeye başladılar bir bir.
Eksildikçe onlar
azalmaya başladı aydınlık.
Yol alırken eski bir arabada ileriye doğru
sürekli el sallıyorduk
geride kalmakta olan hayatımıza.
Ve giderek
kurumaya başlar içimizdeki çiçekler.
Susar kuşlar
şarkılar yarım kalır
senfoniler arabeskleşir
şiirler kederlenir
yemeğimizde acı pul biber
yemeğimizde isot
lokmalar, boğazımızda düğümlenir
değişir tadı ağzımızın.
Gerçek miydi?
Yoksa;
salt bir yanılsama mıydı?
Sislerin ardında kalan gençlik(...)
Sağlıcakla kalın.