İNSAN KALMAK

Toplu yaşama geçen insanlar, kendilerini yönetecek birilerini her zaman aramıştır. Avlananı, üretileni adil paylaştıracak birine ihtiyaç vardır. Yönetecek insan güçlü olmalıdır. Kabile halinde yaşayan kurtlarda, köpeklerde, atlarda bu böyledir.

Toplu yaşama geçen insanlar, kendilerini yönetecek birilerini her zaman aramıştır. Avlananı, üretileni adil paylaştıracak birine ihtiyaç vardır. Yönetecek insan güçlü olmalıdır. Kabile halinde yaşayan kurtlarda, köpeklerde, atlarda bu böyledir.

Basit bir örnek vererek anlatmaya çalışayım.

Toplu yaşama geçilirken, kas gücü fazla olan lider olurdu. Ama zayıf biri yabani hayvandan korunmak için kullandığı değneği alıp saklansa ve lidere arkadan saldırıp başına vursa güçlü diye lider olabilirdi. Böylece kas gücü giderek önemsizleşti. Zayıf ama kafaca üstün kişiler insanları yönetmeye başladı. Onların gücü kasları değil kafaları ve üretim araçlarına sahip olmaktı.

Nüfus çoğalınca başa geçenler toplumu kurallar koyarak bir arada tutmaya ve yönetmeye başladılar.

Kurallar herkesin uyması içindir. Ama yönetici uymak zorunda değildir. Onun görevi bir arada yaşamak isteyenlerin uyması gereken kuralları koymak ve kontrol etmektir.

***

Şarap ve sirke, ikisi de aynı üzümden yapılır. Biri sabırla bekletilir, korunur, derinleşir şarap olur, diğeri ağzı açık bırakılır, ihmal edilir, kendi haline bırakılır keskinleşir, sirke olur.
İnsanoğlu da böyledir.
Sevildikçe, saygı gördükçe derinleşir, ihmal edildikçe keskinleşir. Yani mesele üzüm değil ona nasıl davranıldığıdır.

***
Dünyada her şey kendi yaşamını sürdürürken aslında görevi sadece yaşamaktır. Ama yaptıkları ve kalıntıları doğanın sürekli değişerek var olmasının sebebi ve olmazsa olmazıdır. Bu, canlı cansız bu her şeyin yaşamı için geçerlidir.

Ama insanoğlu hariç. Doğada hiçbir varlık yaşadığı doğayı insanoğlu gibi yakıp yıkmıyor. Onu zorla istediği şekle sokmaya çalışmıyor.
Kendi türünü öldürmeye, hiçbir canlı bu denli istekli değildir.

***
Konuyu toparlayayım.
Doğa aslında sonu olmayan yaşam sürecidir. Biri ölür başkası doğar, bir nesil yok olur başka nesil çoğalır.

İnsan bu süreçte sonu mutlu biten hikâyeler yazar. Sonra beklentiler edinir. Sanır ki ne kadar çok şeye sahip olursa o kadar mutlu olacak. Yanılgı buradadır.
İnsan olmanın etik kurallarına uyan, bunun için çalışan insanlar vardır. Ne ki dürüstlük çağımızda zaaf olarak görülüyor. Erdemli insanları dürüstlüklerinden faydalanarak ezenler, çalanlar var. Etrafınıza bakın, mutlaka göreceksiniz.

Karşılık beklemeden doğru davranmak, iyilik yapmak, kötülük yapanı bile affetmek, onu susarak korumak zayıflık sayılıyorsa; cennete cehenneme gerek yok. Cennet de cehennem de beynimizde. İşin ilginci, seçme özgürlüğümüz de var ama seçme isteğimiz yok.
Her türlü baskının, yalanın havalarda uçuştuğu dünyamızda dürüst insan olmak zordur. Biz de zoru değil kolayı seçeriz.

Hayatın dengesi ait olma ilkesi üzerine kuruludur. Bir şey kendi yerindeyken bir bütünün parçasıdır. Yerinden saptığındaysa sadece bir pislikten ibarettir. Bu nedenle asıl mesele kim olduğumuzdan ziyade, hangi hikâyenin içinde, kimin kalbinde veya hangi masada bulunduğumuzdur.

Bir nesneyi veya bir insanı iyi ya da kötü yapan şey onun ne olduğu nasıl olduğu değil, o an bulunduğu yerle kurduğu ilişkidir.
İnsan doğulur ama insan kalmak zordur.

Ne demiş Özdemir Asaf?
“Neyim olursan ol, sakın hayal kırıklığım olma. Orası çok kalabalık, tanıyamam seni.”

Ne diyorduk?
Gülü verenin elinde az da olsa kokusu kalır.

Hoşça kalın.

Bu haber 9 defa okunmuştur

:

:

:

: