Prof. Dr. Cihat Yaycı, “Kıbrıs’taki Türk varlığı zayıflarsa ana vatanın güvenliği de tehlikeye girer” dedi.
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve egemenliğini teminat altına aldığını belirterek, “Kıbrıs Adası, Mavi Vatan’ın kalbidir. Kıbrıs’taki Türk varlığı zayıflarsa ana vatanın güvenliği de tehlikeye girer” dedi.
Kıbrıs TV’de Seher Akbağ’ın canlı yayın programına konuk olan Cihat Yaycı, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın tarihî önemi, Kıbrıs meselesi, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Ada’ya yapması beklenen ziyaret ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ismine uygun şekilde Ada’ya barış getirdiğini belirten Yaycı, harekâtın Kıbrıs Türk halkını yok olma tehlikesinden kurtardığını söyledi.
Yaycı, 1963 ile 1974 yılları arasında Kıbrıs Türklerinin saldırılara maruz kaldığını, 103 Türk köyünün işgal edildiğini, yaklaşık 35 bin kişinin göçe zorlandığını ve Türk halkının Ada’nın yüzde 3’lük bölümünde yaşamaya mecbur bırakıldığını ifade etti.
Yunanistan’daki askerî cuntanın 15 Temmuz 1974’te Ada’da darbe gerçekleştirdiğini hatırlatan Yaycı, Türkiye’nin müdahalesinin Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını ve Kıbrıs Türk halkının ortadan kaldırılmasını hedefleyen girişimleri engellediğini kaydetti.
Yaycı, “Barış Harekâtı olmasaydı Kıbrıs Türkleri bugün kendi devletine, yöneticilerine, üniversitelerine ve ekonomisine sahip olamayacak; Batı Trakya Türkleri gibi azınlık hakları için mücadele edecekti” diye konuştu.
Harekâtın ardından Ada’da Kıbrıs Türklerine yönelik saldırıların sona erdiğini dile getiren Yaycı, şöyle devam etti:
“Türkler için Kıbrıs sorunu 1974’te çözülmüştür. Çünkü Kıbrıs Türkleri güvenliğe kavuşmuş, kendi devletlerini, kurumlarını, fabrikalarını, otellerini ve üniversitelerini kurmuştur. Rum tarafı açısından ise sorun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığıdır.”
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Ada’ya yapması beklenen ziyareti de değerlendiren Yaycı, Kıbrıs konusunda Türkiye ve KKTC üzerindeki uluslararası baskının artırılmaya çalışıldığını savundu.
Yaycı, federal çözüm temelinde yürütülecek bir sürecin KKTC’nin egemenliğini ve Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğünü ortadan kaldırma tehlikesi taşıdığını belirtti.
Yeni bir müzakere sürecinin ancak Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ile eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesi ve KKTC’ye yönelik izolasyonların kaldırılmasıyla başlayabileceğini vurgulayan Yaycı, “Tanınma, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü teyit edilmeden görüşme yapılmamalıdır” görüşünü dile getirdi.
“KIBRIS, BATMAYAN BİR UÇAK GEMİSİDİR”
Kıbrıs’ın yalnızca bir kara parçası olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Yaycı, Ada’nın Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Süveyş Kanalı ve Türk boğazlarını etkileyen stratejik bir konuma sahip olduğuna dikkati çekti.
“Kıbrıs, batmayan ve sabit bir uçak gemisidir” diyen Yaycı, Ada çevresindeki enerji kaynakları, deniz ulaşım yolları ve canlı deniz kaynaklarının bölgesel güç mücadelesinde önemli rol oynadığını söyledi.
Yaycı, “Kıbrıs Adası, Mavi Vatan’ın kalbidir. Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta zayıflarsak Mavi Vatan’ı, geleceğimizi ve güçlü devlet olma imkânımızı kaybederiz. Kıbrıs’taki Türk varlığının sona ermesi, ana vatanın güvenliğini de büyük tehlikeye sokar” ifadelerini kullandı.
Doğu Akdeniz’deki mücadelenin temelinde enerji kaynakları ve bölgesel hâkimiyet bulunduğunu kaydeden Yaycı, bölgeye ilişkin hedefi, “Türkiye’siz bir Doğu Akdeniz
ve Türksüz bir Kıbrıs oluşturmak” sözleriyle değerlendirdi.
KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatındaki konumuna da değinen Yaycı, KKTC’nin teşkilatın tek ada devleti ve Türkiye ile birlikte Türk dünyasının açık denizlere ulaşan iki devletinden biri olduğunu söyledi.
KKTC’nin teşkilata gözlemci üye olarak kabul edilmesinin küçümsenmemesi gerektiğini ifade eden Yaycı, Azerbaycan’ın KKTC’ye verdiği desteğin de büyük önem taşıdığını belirtti.