Birileri hâlâ Kıbrıs meselesini yalnızca müzakere masasında çözülecek diplomatik bir başlık olarak görüyor olabilir. Oysa Doğu Akdeniz artık sadece siyasi değil, aynı zamanda enerji, güvenlik ve jeostrateji ekseninde şekillenen yeni bir güç mücadelesinin merkezidir.
Birileri hâlâ Kıbrıs meselesini yalnızca müzakere masasında çözülecek diplomatik bir başlık olarak görüyor olabilir. Oysa Doğu Akdeniz artık sadece siyasi değil, aynı zamanda enerji, güvenlik ve jeostrateji ekseninde şekillenen yeni bir güç mücadelesinin merkezidir.
İşte tam da bu nedenle Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in 27 Temmuz'da adaya yapacağı ziyaret öncesinde yaşanan gelişmeler son derece anlamlıdır.
Çünkü Guterres'ten önce Oruç Reis geldi.
Türkiye ile KKTC arasında 10 Temmuz'da imzalanan doğalgaz mutabakatının ardından yayımlanan NAVTEX ile Oruç Reis, Anamur ile Girne arasında inşa edilmesi planlanan doğalgaz boru hattının güzergâhında sismik araştırmalara başladı. Bu, yalnızca teknik bir çalışma değildir. Bu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de 'ben de varım' demesinin en somut göstergesidir.
Yıllardır Kıbrıs Türk halkını enerji projelerinin dışında bırakmaya çalışan anlayış bugün ciddi bir gerçekle yüzleşmektedir.
Türkiye artık sadece garantör ülke değildir.
Aynı zamanda KKTC'nin enerji güvenliğini sağlayan, ekonomik geleceğini şekillendiren ve Doğu Akdeniz'deki stratejik denklemi yeniden kuran aktördür.
Dikkat çekici olan ise gelişmenin en büyük yankıyı Atina, Lefkoşa Rum Yönetimi ve Tel Aviv basınında bulmasıdır.
Yunan gazeteleri 'Doğu Akdeniz'de sıcaklık yükseliyor' diyor.
Rum basını 'Türkiye, Yunanistan'ın yapamadığını yaptı' başlığını atıyor.
İsrail basını ise bu hattın gelecekte Avrupa'ya uzanacak yeni enerji koridorunun başlangıcı olabileceğini yazıyor.
Aslında bu manşetler Türkiye'nin tezlerini doğruluyor.
Çünkü yıllardır Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini dışlayarak enerji haritaları çizenler, bugün bunun mümkün olmadığını kabul etmek zorunda kalıyor.
Gerçek şudur: Türkiye olmadan Doğu Akdeniz'de enerji denklemi kurulamaz. KKTC yok sayılarak hiçbir proje kalıcı olamaz.
Bugün Oruç Reis'in yaptığı çalışma sadece deniz tabanını incelemek değildir.
Aynı zamanda yıllardır Türk tarafına uygulanan siyasi izolasyon anlayışını da sorgulamaktadır.
Enerji güvenliği artık ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır.
Su projesinden sonra doğalgaz hattı da Türkiye ile KKTC arasındaki stratejik bağları daha da güçlendirecek yeni bir 'asrın projesi' olmaya adaydır.
Elbette bu gelişmeler bazı çevreleri rahatsız edecektir.
Çünkü onlar yıllardır Kıbrıs Türkünü masaya mahkûm ederek zamanın kendi lehlerine işleyeceğini düşündüler.
Fakat bugün sahada bambaşka bir tablo oluşuyor.
Diplomasinin dili kadar enerji projeleri de konuşuyor.
Haritaları artık sadece müzakereciler değil, mühendisler de çiziyor.
İşte bu nedenle Guterres'in adaya geleceği günlerde artık konuşulacak yeni bir gerçek vardır.
Doğu Akdeniz'in geleceği yalnızca toplantı salonlarında belirlenmeyecek.
Sahada var olan, yatırım yapan, enerji üreten ve strateji geliştiren kazanacaktır.
Oruç Reis'in rotası bunun ilanıdır.
Ve belki de en önemli mesaj şudur:
Kıbrıs Türk halkının geleceği artık yalnızca müzakere masasına değil, kendi ayakları üzerinde duran güçlü projelere de dayanmaktadır. Bizden söylemesi…