Tarihi ziyaret ve değişmeyen gerçekler

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in Kıbrıs'a yaptığı ziyaret, kuşkusuz sıradan bir diplomatik temas değildir. Aradan geçen uzun yılların ardından gerçekleşen bu ziyaret, Ada'da yeniden bir hareketlilik yaratırken, hem kuzeyde hem de güneyde beklentileri de beraberinde getirdi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in Kıbrıs'a yaptığı ziyaret, kuşkusuz sıradan bir diplomatik temas değildir. Aradan geçen uzun yılların ardından gerçekleşen bu ziyaret, Ada'da yeniden bir hareketlilik yaratırken, hem kuzeyde hem de güneyde beklentileri de beraberinde getirdi.
Cumhurbaşkanı Erhürman'ın ziyaret öncesinde yaptığı açıklamalar dikkat çekiciydi. Erhürman, 'suçlama oyunlarına girmediklerini', hazırlıklarını tamamladıklarını ve Türkiye ile yakın istişare içerisinde sürece hazır olduklarını söyledi. En önemli cümlesi ise belki de şu oldu: 'Bu ziyarete çözümün başlangıcı ya da sonu anlamı yüklemek doğru olmaz.'
Gerçekten de bugüne kadar Kıbrıs'ta en büyük hayal kırıklıkları, diplomatik temaslara gereğinden fazla anlam yüklenmesinden kaynaklandı. Her yeni temsilci, her yeni konferans, her yeni BM girişimi 'son fırsat' olarak sunuldu. Ancak masadan kalkıldığında geriye değişmeyen temel sorunlar kaldı.
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.
Rum basınına yansıyan iddialar dikkatle incelendiğinde, gündeme getirilen senaryoların büyük bölümünün aslında yıllardır farklı ambalajlarla önümüze konulan öneriler olduğu görülüyor. Federasyon temelinde yeni bir stratejik anlaşma, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek vatandaşlık... Bunların hiçbiri yeni değil.
Yeni olan sadece isimler.
Dün 'Doruk Anlaşması' deniliyordu, bugün 'stratejik anlaşma' deniliyor. Dün Crans Montana vardı, bugün Guterres girişimi konuşuluyor. Fakat öz değişmiyor.
Daha dikkat çekici olan ise müzakerelerin başlaması karşılığında gündeme getirildiği öne sürülen adımlar.
Ercan'ın uluslararası uçuşlara açılması...
Yeşil Hat ticaretinin geliştirilmesi...
Kapalı Maraş'ın BM yönetimine bırakılması...
Türk askerinin sembolik de olsa azaltılması...
Türkiye'nin limanlarını Rum bayraklı gemilere açması...
Bunların tamamı yıllardır çeşitli paketlerde gündeme gelen başlıklardır.
Burada asıl soru şudur:
Karşılığında Kıbrıs Türk halkı gerçekten egemen eşitliğini elde edecek mi?

Yoksa yine 'önce güven artırıcı önlemler, sonra çözüm' anlayışı mı işletilecek?
Geçmiş tecrübeler ikinci ihtimalin çok daha güçlü olduğunu gösteriyor.
Rum yönetiminin Avrupa Birliği üyeliğini yeni anlaşmanın temel unsurlarından biri haline getirmek istemesi de bunun en önemli göstergesi. Çünkü Güney Kıbrıs bugün zaten AB'nin tüm siyasi ve ekonomik avantajlarını kullanıyor. Müzakere masasında ise bu üyeliği yeni tavizler almak için koz olarak değerlendirmeye çalışıyor.
Kıbrıs Türk tarafının yıllardır dile getirdiği egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü talebi ise hâlâ BM parametrelerinin dışında tutuluyor.
İşte asıl çıkmaz da burada başlıyor.
Bir taraf mevcut statünün bütün avantajlarına sahipken diğer taraftan yeni tavizler istenirse, ortaya adil bir müzakere zemini çıkmaz.
Guterres'in ziyareti elbette önemlidir.
Diyalog her zaman değerlidir.
Temasların sürmesi de olumlu bir gelişmedir.
Ancak diplomasi, gerçeklerden kopuk beklentiler üzerine kurulamaz.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni sloganlar ya da yeni isimler verilmiş eski planlar değildir.
İhtiyaç duyulan, Kıbrıs'ta iki halkın varlığını, iki tarafın iradesini ve sahadaki siyasi gerçekliği esas alan yeni bir yaklaşımın ortaya konulmasıdır.
Aksi halde bugün yapılan ziyaret de geçmişte olduğu gibi tarihe 'kaçırılmış fırsatlar' veya 'umut veren ama sonuç üretmeyen temaslar' başlığı altında geçecektir. Bizden söylemesi…
Bu haber 9 defa okunmuştur

:

:

:

: