Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti, uzun yıllardır durağan seyreden Kıbrıs meselesini yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşıdı. Önce Rum lider Nikos Hristodulidis, ardından Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile yapılan görüşmeler ve bugün gerçekleştirilecek üçlü toplantı, doğal olarak yeni bir beklenti oluşturdu.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti, uzun yıllardır durağan seyreden Kıbrıs meselesini yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşıdı. Önce Rum lider Nikos Hristodulidis, ardından Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile yapılan görüşmeler ve bugün gerçekleştirilecek üçlü toplantı, doğal olarak yeni bir beklenti oluşturdu.
Guterres'in, 'Dayanışmamı ifade etmek ve bir çözüm bulunmasına katkı sağlama yönündeki kararlılığımı ortaya koymak için buradayım' sözleri önemlidir. Aynı şekilde Güven Yaratıcı Önlemlerin her iki halkın yararına ilerleyip ilerlemediğini görmek istediğini söylemesi de dikkat çekicidir.
Ancak Kıbrıs'ta artık herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek var. Kararlılık açıklamaları tek başına yeterli değildir. Esas olan, bu kararlılığın sahaya nasıl yansıyacağıdır.
Kıbrıs Türk tarafı yıllardır çözüm iradesini ortaya koyuyor. 2004 Annan Planı referandumunda 'evet' diyen taraf Kıbrıs Türk halkıydı. Buna rağmen ödüllendirilen taraf değil, Avrupa Birliği'ne tek başına alınan Rum Yönetimi oldu. 2017 Crans Montana sürecinde de uzlaşma arayışları sonuçsuz kaldı. Bugün Cumhurbaşkanı Erhürman'ın dile getirdiği '2004 ve 2017 deneyimlerinden farklı, gerçekçi bir metodoloji' vurgusu işte bu acı tecrübelerin ürünüdür.
Çünkü aynı yöntemleri deneyip farklı sonuç beklemek artık kimseyi ikna etmiyor.
Rum lider Hristodulidis'in, 'Bölgede ve uluslararası düzeyde iyi haberlere ihtiyacımız var' sözleri kulağa hoş geliyor. Ancak iyi haber yalnızca müzakere masasına oturmak değildir. İyi haber, Kıbrıs Türk halkının eşit statüsünün kabul edilmesi, izolasyonların sona erdirilmesi ve yıllardır uygulanan haksızlıkların giderilmesidir.
Doğu Akdeniz'de enerji dengeleri değişiyor. Avrupa güvenlik mimarisi yeniden şekilleniyor. Bölgedeki savaşlar ve jeopolitik gelişmeler Kıbrıs'ın stratejik önemini artırıyor. Guterres'in de bu nedenle çözümün artık daha önemli hale geldiğini söylemesi tesadüf değildir.
Fakat uluslararası toplumun şu soruya da dürüstçe cevap vermesi gerekiyor: Eğer Kıbrıs gerçekten bu kadar önemliyse, neden bugüne kadar Rum tarafının uzlaşmaz tutumu karşısında ciddi bir siyasi bedel ödemesi sağlanmadı?
Kıbrıs Türk tarafı güven artırıcı önlemlere destek veriyor. Diyalogdan kaçmıyor. Masayı devirmiyor. Ancak bunun karşılığında sürekli yeni tavizler vermesi beklenemez. Güven tek taraflı inşa edilemez. Karşılıklılık esastır.
Bugünkü üçlü toplantıdan büyük bir çözüm çıkmasını beklemek gerçekçi olmayabilir. Ancak yeni metodolojinin gerçekten tarafların siyasi eşitliğini temel alan bir zemine oturması halinde süreç ilk kez farklı bir yöne evrilebilir.
Birleşmiş Milletler'in önünde önemli bir sınav bulunuyor. Eğer Guterres'in ifade ettiği kararlılık gerçekten samimiyse, artık sadece tarafları aynı masaya oturtmakla yetinmemeli; masadaki eşitsizlikleri de ortadan kaldıracak cesur bir yaklaşım sergilemelidir.
Kıbrıs Türk halkı çözüm istemiyor değildir. Adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm istiyor. Bunun yolu da Rum tarafının yıllardır sürdürdüğü 'çoğunluk benim, devlet benim' anlayışını ödüllendirmekten değil, iki tarafın egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü esas alan yeni bir yaklaşımı hayata geçirmekten geçiyor.
Gerçek barış ancak adalet üzerine inşa edilir. Adaletin olmadığı yerde ise kararlılık beyanları, ne yazık ki sadece diplomatik nezaket cümleleri olarak kalmaya mahkûmdur. Bizden söylemesi…