Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden yine KKTC’nin tanınması çağrısı yaptı.
Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesini istedi.
Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı.
Ve uluslararası topluma açıkça çağrıda bulundu:
“KKTC’yi tanıyın. Bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurun…”
Şimdi birileri çıkıp, “Bunu daha önce de söylediler. Ne değişti?” diye sorabilir.
Aslında mesele tam da burada başlıyor.
Uluslararası ilişkilerde hiçbir mücadele, bir kez söylenerek kazanılmıyor.
Bugün dünyanın siyasi haritasında yer alan birçok devletin arkasında yıllarca, hatta on yıllarca süren diplomatik mücadeleler var.
Bir ülkenin tanınması, bir gecede alınan bir karardan ibaret değil.
Devletler bazen yıllarca aynı tezi anlatır.
Aynı kürsülerde aynı talepleri dile getirir.
Aynı ülkelerin kapısını çalar.
Aynı haksızlığı defalarca anlatır.
Çünkü diplomaside ısrar, başlı başına bir siyasi araçtır.
Bugün söylenen söz belki yarın sonuç vermez.
Ama yarın söylenen söz, öbür gün kurulacak yeni bir siyasi denklemin parçası olabilir.
KKTC meselesine de yalnızca “Erdoğan yine aynı şeyi söyledi” penceresinden bakmak eksik olur.
Asıl bakılması gereken, bu söylemin zaman içerisinde uluslararası alanda nasıl bir siyasi zemine dönüştüğüdür.
Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü konusundaki tutumu artık günübirlik bir açıklama olmaktan çıkmış, dış politikanın temel başlıklarından biri haline gelmiştir.
Bu önemlidir.
Çünkü Kıbrıs Türk halkının karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri yalnızca müzakere masasında ne konuşulduğu değildir.
Uluslararası alanda nasıl görüldüğüdür.
Kıbrıs meselesi Doğu Akdeniz’deki büyük fotoğrafın önemli bir parçasıdır.
Enerji kaynakları, deniz yetki alanları, güvenlik ve bölgesel iş birlikleri birbirine bağlı meseleler.
Türkiye, bu konuların iyi komşuluk ilişkileri ve uluslararası hukuk temelinde ele alınmasını savunuyor.
Bütün bunlar elbette bir günde çözülecek meseleler değil. Zaten mesele de bu. Devletler diplomaside sabırla, ısrarla ve uzun vadeli hedeflerle hareket eder.
Yıllar sonra siyasi şartlar değiştiğinde, geçmişte defalarca dile getirdiğiniz o söz yeniden masaya gelir.
İşte bu nedenle “Yine söyledi” demek yerine, “Yine söyledi ve söylemeye devam ediyor” demek daha doğru bir okumadır.
Çünkü uluslararası siyasette bazı mücadeleler kısa mesafe koşusu değildir. Maratondur.
Bazen mesele yeni bir söz söylemek de değildir.
Doğru olduğuna inandığınız sözü, doğru olduğuna inandığınız mücadeleyi ve doğru olduğuna inandığınız hedefi terk etmemektir.
Erdoğan’ın BM kürsüsünden verdiği mesajın özü de budur. Bizden söylemesi…