Merhaba sevgili okurlar,

Uzun zaman önce kendime sorduğum “Uzun yaşamak mı, yoksa anlamlı yaşamak mı?” felsefi sorusunun cevabını aramak için sizlerle birlikteyim. Kendi cevabımı en başta vermek isterim: Uzun, sağlıklı ve anlamlı bir yaşam sürmek.

Uzun zaman önce kendime sorduğum “Uzun yaşamak mı, yoksa anlamlı yaşamak mı?” felsefi sorusunun cevabını aramak için sizlerle birlikteyim. Kendi cevabımı en başta vermek isterim: Uzun, sağlıklı ve anlamlı bir yaşam sürmek.
Beden ve ruh sağlığımızın her şeyden değerli olduğu bu yolculukta sizlere rehberlik etmek için buradayım. “Peki sen kimsin?” dediğinizi duyar gibiyim; ben, İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Selman Ünverdi. Hayatımı; insanların uzun ve sağlıklı yaşamasına katkı sağlamak ve kendimden sonra da bu misyonu sürdürecek hekimler yetiştirmekle anlamlandırıyorum.
Bu köşedeki yazılarımın da tam olarak bu amaca hizmet etmesini umuyorum. Bundan böyle zamanım, sağlığım ve editörüm izin verdikçe bilimsel veriler ışığında, güncel ve güvenilir sağlık bilgilerini anlaşılır bir dille sizlerle buluşturacağım.
Söz yaşlanmaktan açılmışken; iki ayrı kavramı vurgulamama izin verin: YAŞLANMA ve YAŞ ALMA.
'İkisinin ne farkı var?' diye sorabilirsiniz; haksız bir soru da sayılmaz. O halde aradaki önemli farka vurgu yapmama izin verin:
Yaşlanma; tıp açısından bedensel, ruhsal ve zihinsel fonksiyon kaybı olarak tanımlanır. Modern tıbbi gelişmeler bize ömrü uzatmak açısından inanılmaz olanaklar sundu ve sunmaya devam ediyor. Aşılar, antibiyotikler, gelişen hastane olanakları ve doktorlara ulaşımın göreceli olarak kolaylaşması sayesinde bugün ortalama yaşam süresi tarihin en yüksek düzeyine ulaşmış durumda.
TÜİK ve Eurostat verilerine göre Türkiye’de ortalama yaşam süresi 78,3 yıl iken, Avrupa ortalaması 81,5 yıl olarak ifade edilmekte. Bundan 25 yıl öncesine göre ortalama 5-6 yıl daha uzun yaşıyorken, bir asır öncesine göre yaşam süremiz ortalama 30 yıldan fazla uzamış durumda. Bu durum böyle devam ederse, yüz yaşını aşan insanımızın sayısı önümüzdeki yıllarda katlanarak artacak demektir.
Dostlarım, buraya kadarı iyi haber! Ancak Mart 2025'te Nature Medicine isimli saygın tıp dergisinde yayımlanan devasa bir çalışma, bize 'yaşlanmayı' sadece 'yaş almaya' çevirecek hedeften henüz epey uzak olduğumuzu gösterdi.
Bu araştırmada, bilimsel açıdan oldukça güvenilir kabul edilen bir yaklaşımla, 105 binden fazla kişinin verileri 30 yıla varan sürelerle takip edilerek değerlendirilmiş. Çalışmada 'Süper Yaşlı' ya da 'Sağlıklı Yaş Alan' bireyler için oldukça sıkı kriterler belirlenmiş:
1. Önemli ve ciddi bir kronik hastalığı olmayacak,
2. Bilişsel ve zihinsel sağlığını korumuş olacak,
3. Fiziksel aktivitelerini ve günlük yaşantısını eksiksiz devam ettirebilecek,
4. Ruhsal ve psikolojik sağlığı da yerinde olacak.
Peki tablonun asıl yüzü bize ne söylüyor?
• Katılımcıların yaklaşık %38’i 70 yaşına ulaşabiliyor.
• 70 yaşını aşanların sadece %23’ü kanser, diyabet, kalp krizi, felç, KOAH, böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıklardan uzak kalabilmiş.
• Zihinsel zindelik %34’ünde, fiziksel yeterlilik %28’inde, ruhsal sağlık ve iyilik hali ise %27’sinde istenen kriterlere uygun saptanmış.
• Saydığım tüm bu kriterleri aynı anda karşılayabilenlerin oranı ise yalnızca %9,3! Yani neredeyse her 10 kişiden sadece 1’i...
Özetle; ömrümüzü uzatmayı başardık ama yıpranmadan, sağlıklı bir şekilde 'yaş almaya' ulaşmak için katetmemiz gereken daha çok yol var.
Gelin, her hafta bu köşede bu yolu birlikte nasıl yürüyeceğimizi keşfedelim. Sorularınızı gazetemiz ile paylaşmanız durumunda onlarla ilişkili konuları da köşemize taşıma şansımız olur. Öğrencilerimle aramda kurduğum interaktif ilişkiyi okuyucularımla da kurmak beni daha da mutlu ve motive edecektir.
Sağlıcakla kalın…



Bu haber 8 defa okunmuştur

:

:

:

: