Yayın Yüksek Kurulu, (YYK), kuruluş amacı ve yasaları-tüzükleri gereği görevini yapmaktadır.
Devletin bir kuruluşudur ve belli yetkileri vardır.
KKTC’deki radyo-televizyon-yazılı basın, yayınlarını denetlemektedir. Sırası geldiğinde uyarılarda bulunmakta, suçlu duruma düşen gazetecilere ve yayın organlarına ceza da vermektedir. Basın Konseyinden, Gazeteciler Birliklerinden ve sendikalarından farkı da budur.
Bazı meslektaşlar bundan memnun olmadıklarını dile getirirlerken “sansüre tabi tutuluyoruz” iddiasını ortaya atmaktadırlar.
Yaklaşık elli yıllık gazetecilik yaşamımda, ciddi bir sansürle karşılaşmadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Evet, bir ara, Bayraktarlık Kıbrıs Türkünün askeri, siyasi, sosyal yaşamını yönlendirirken medyamız sansürle tanışmıştı. Gazetelerimizin ne yazıp yazmayacakları emredildi. Bir gün sonra yayına girecek haberler, yorumlar, köşe yazıları, makaleler, başyazılar Bayraktarlık tarafından kontrol edilmek üzere teslim edilirdi. Bu uygulamaya karşı çıkıldı ama yetkili mekanizma ısrar edince bu kez çıkış noktaları arandı ve bulundu da... Yorum, eleştiri, makale durduruldu...
Denetlenmek üzere Bayraktarlığa adi haberler, hava durumları tahminleri vs. gönderilmeye başlandı. İlgili makam da bunun ne mesaj verdiğini erken kavradı ve sansür uygulamasından vazgeçti. Tatsızlıklar yaşandı. Fazla ayrıntıya girmeye gerek yok. Demek istediğim odur ki Kıbrıs Türk medyası üzerinde yıllardan beridir kısıtlamak, sansür uygulamak yoktur. Basın ve ifade özgürlüğüne saygı gösterilmektedir. Devlet ve hükümet dışında medyayı, gazetecileri tehdit edenler olmuştur..
Ancak, basın özgürlüğü kavramını istismar edenler de çıkmıştır. Basın etiğini, ahlak kurallarını hiçe sayanlar olmuştur. Kişilere, kurum ve kuruluşlara, bazı politikacılara en ağır biçimde küfürler edilmiş, aşağılamalar, şeref rencide etmeler yaşanmıştır. İşte bu durumlarda YYK devreye girmiş, uyarılarda bulunmuş ve sonunda da cezai müeyyidelere başvurmuştur.
Şimdi bazıları çıkıp da Özcanhan sansürü destekliyor iddiasında bulunmasın, lütfen.
Benim vurgulamak istediğim meslektaşların, medya kuruluşlarının, basın özgürlüğü kisvesi altında kimseye aşağılayıcı, şeref kırıcı, çirkin vs. yayınlardan uzak durmasıdır. Oto kontrol uygulamasıdır. Eleştiri, teşhir, belgelere, kanıtlara dayandırılarak yapılabilir ve yapılmalıdır. Fakat küfür, aşağılamak, namus ve şeref kırıcı yayınlardan uzak durulmalıdır. Zem ve kadih davalarına neden olabilecek yayınlar yapılmamalıdır, basın ve ahlak etiğine saygılı olunmalıdır. Uyulmadığı hallerde da yetkili makamların yasalara, tüzüklere göre verebilecekleri cezalara saygı gösterilmelidir.
Dedikodular işitiyorum. Henüz bana yaklaşan, bilgi veren olmadığı için işittiklerimden hareketle şunu belirtmek istiyorum. Kurulması planlanan Basın Yayın Derneği, kesinlikle devletin YYK’nın yerini, yetkilerini alamaz. Alabilmesi için gerekli yasalara ihtiyaç vardır ve de mevcut YYK’nın feshedilmesi gerekmektedir.
Basın Yayın Derneği-tam olarak ismini de bilmiyorum, her ne ise- Basın Konseyi gibi, hiçbir müeyyide uygulama yetkisi olmayan bir dernek olmaktan öteye gidemez. Gidebilmesi için, daha önce de belirttiğim gibi, Hükümet ve Meclis tarafından yetkili kılınması, ona güç ve yetki verebilecek yasaların Tüzüklerin geçirilmesi şarttır.
Yayın Yüksek Kurulunun yetkileri dışına çıktığını iddia eden medya kuruluşları sahipleri ve bazı gazeteciler de olabilir. Kimseyi suçlamak niyetim olmamakla beraber vurgulamak isterim ki dünyanın dört yanında Yayın Kurulları mevcuttur. Bunlara sansür mekanizmaları denemez. Çok az sayıda ülkelerde “sansür” tam anlamı ile diktatörce kullanılmaktadır. O da bir gerektir. Ama bizim ülkemizde öyle bir uygulama yoktur.
Olmuş olsaydı şimdiye kadar çoğumuz, yayınlarımız ve eleştirilerimiz nedeniyle zindanlara tıkılmış olacaktık. Öyle bir durum söz konusu değildir.
Bazı meslektaşlarımızın, yayınları ve görüşleri nedeniyle mahkemelerde süründürüldükleri, cezalara çarpıldıkları, hapse atıldıkları görülmüş ve yaşanmıştır. Ama onlar açılan davalar sonucu olmuştur. YYK kurulunun uygulamaları ile hiçbir ilgisi olmamıştır. Rencide edildiklerine inananlar ilgili mahkemelerde davalar açmıştır. Yargıçlar da önlerindeki yasalara göre kararlar vermiştir. Adil davranıp davranmadıkları tartışma konusu yapılabilir mi bilmem. Ama yüklü parasal tazminat cezaları verdiklerini, hacizler uyguladıklarını bilmeyen yoktur.
Meslektaşlarıma ciddi ve sorumluluk anlayışıyla görev ifa ederlerken hiçbir şeyden çekinmemelerini, korkmamalarını, susmamalarını, seslerini kısmamalarını:
Ancak basın ve ifade özgürlüğü kavramını kalkan yaparak kimseye, hiçbir kuruma, kuruluşa, politikacıya, sıradan vatandaşa küfretmemelerini, onları aşağılamamalarını, kimsenin namus ve şerefi ile oynamamalarını, vatana ve millete büyük zararlar verebilecek yayınlar yapmamalarını tavsiye ederim.
Unutmayalım ki medya olarak, çalışanları olarak, hepimizin başta gelen görevleri; halkımızı haberdar kılmak, yapılanları ve yapılmayanları gününde süratle yayınlamak, olaylara ve kararlara eleştiri-yorum getirmek, ülke ve halk yararına hizmet etmektir, özgür basını sonsuza dek yaşatmaktır.
Yaşasın özgür, ciddi ve sorumlu basın!