Emniyet kemeri takılı umut ve AB dönem başkanlığı yanılgısı

Kıbrıs’ta uzun bir aradan sonra yeniden “umut” kelimesinin telaffuz edildiği bir döneme girdik. Kıbrıs Türk tarafında yaşanan liderlik değişimi, donmuş kanalları açtı, dili yumuşattı, diplomasiyi yeniden hareketlendirdi. Görüşmeler yapılıyor, teknik komiteler çalışıyor, Birleşmiş Milletler sahada. Kısacası, bir fırsat var.

Kıbrıs’ta uzun bir aradan sonra yeniden “umut” kelimesinin telaffuz edildiği bir döneme girdik. Kıbrıs Türk tarafında yaşanan liderlik değişimi, donmuş kanalları açtı, dili yumuşattı, diplomasiyi yeniden hareketlendirdi. Görüşmeler yapılıyor, teknik komiteler çalışıyor, Birleşmiş Milletler sahada. Kısacası, bir fırsat var.

Ama bu, emniyet kemeri takmadan hızlanılacak bir yol değil.

Kıbrıs’ın yakın tarihi bize şunu öğretir: Atmosfer önemlidir ama tek başına yetmez. İyimserlik değerlidir ama disiplinsizse hayal kırıklığı üretir. Bu yüzden bugün ihtiyaç duyulan şey, romantik beklentiler değil; gerçekçilikle yoğrulmuş bir umut anlayışıdır.
Kıbrıs Türk tarafının son dönemde ortaya koyduğu yaklaşımın ayırt edici özelliği de tam olarak budur. Esastan önce yöntemi merkeze alan, zamana bağlı, geçmişte sağlanan yakınlaşmaları çöpe atmayan ve siyasi eşitliği soyut bir ilke olmaktan çıkarıp işlevsel hale getirmeyi hedefleyen bir çerçeve önerilmektedir. Bu yaklaşım bir oyalama taktiği değil; defalarca hayal kırıklığı yaşamış bir toplumun kendini güvenceye alma refleksidir.
Siyasi eşitlik: Pazarlık kalemi değil, ortaklığın temeli
Asıl düğüm noktası yine aynı yerde duruyor: siyasi eşitliğin pratikte nasıl hayata geçirileceği.
Rum liderliği, dönüşümlü başkanlık gibi mekanizmalara direnmeye devam ediyor. Kimi zaman “çoğunluk demokrasisi” argümanı öne sürülüyor, kimi zaman konu bilinçli biçimde Türk askeri ya da garantiler başlığıyla iç içe geçiriliyor. Oysa yönetişimle güvenlik, hem hukuken hem siyaseten farklı dosyalardır. Siyasi eşitliği, alakasız başlıkların arkasına saklamak sorunu çözmez; erteler.
Bir diğer yöntem ise, Kıbrıs Türk tarafını geçmişte ortaya konmuş tüm başlıkları aynı anda konuşmaya davet ederek, siyasi eşitliği başlangıç noktası olmaktan çıkarmaktır. Bu yaklaşım, meselenin kalbine dokunmaktan kaçınmanın daha sofistike bir yoludur.
Kıbrıs Türkleri açısından tablo nettir. Siyasi eşitlik bir taviz değildir. Pazarlık kalemi hiç değildir. Meşru bir ortaklığın temelidir. En üst karar alma mekanizmalarında somut güvenceye bağlanmadığı sürece, “eşitlik” sadece güzel bir cümle olarak kalır. Dönüşümlü başkanlık da bir prestij meselesi değil; ortaklığın sigortasıdır.
AB dönem başkanlığı: Fırsat mı, fiyasko mu?
Tam bu noktada Rum tarafının yeni bir yanılgıya doğru sürüklendiğini görüyoruz. Güney Kıbrıs, yeni yılla birlikte Avrupa Birliği Konseyi Dönem Başkanlığı’nı üstlenmiş durumda. Hristodulides ve çevresi bu altı aylık dönemi stratejik bir kaldıraç olarak görüyor. Amaç, Kıbrıs sorununu bir “Avrupa sorunu”na dönüştürmek, AB’yi sürecin merkezine yerleştirmek ve Türkiye–AB ilişkilerini Kıbrıs üzerinden bir baskı aracına çevirmek.
İşte “dönem başkanlığı fiyaskosu” ihtimali tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım iki temel yanlış varsayıma dayanıyor. Birincisi, Türkiye’nin uluslararası alanda izole edilebileceği inancı. İkincisi ise, Kıbrıslı Türklerin yok sayılarak, “federal çözüm” etiketi altında Rum yönetim sistemine eklemlenebileceği varsayımı. Her iki varsayım da geçmişte defalarca denendi ve her seferinde başarısız oldu.
Üniter federasyon öldü, gömüldü
Bugün konuşulabilecek bir federasyon ya da konfederasyon modeli varsa, bu artık tek merkezli, hiyerarşik ya da üniter bir yapı değildir. O sayfa kapanmıştır. Günümüzün gerçekçi çerçevesi, ancak iki egemen devletin iradesiyle ve eşit statüde kuracakları bir ortaklık üzerinden tartışılabilir. Kıbrıs Türk tarafının reddettiği şey çözüm değil; kendi egemenliğini ve siyasi eşitliğini ortadan kaldıran, geçmişte defalarca iflas etmiş bir “üniter federasyon” anlayışıdır. Bu model siyaseten de zihnen de geride kalmıştır. Hep vurguladığım gibi o kavram öldü ve gömüldü.
Üstelik AB içinde de bu hayalleri paylaşan geniş bir cephe yok. Türkiye ile ilişkilerini stratejik düzeyde gören ülkeler, dönem başkanlığının bir baskı aracına dönüşmesine izin vermeyecektir. Bu girişimler gerginlik yaratabilir; ama ilerleme üretmez.
Bu yaklaşımın bir başka bedeli daha var: Kıbrıs Türk tarafında oluşan yeni atmosferi zedeleme riski. Tufan Erhürman’ın seçilmesiyle ortaya çıkan metodolojik fırsat, tam da bu tür baskı ve dışlama siyasetleri nedeniyle heba edilebilir. Bir yandan “çözüm” denirken, diğer yandan karşı tarafı yok sayan bir stratejiyle çözüm olmaz.
Unutulan temel gerçek şudur: Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor. Ama bu çözüm, eşitlik, egemenlik ve güvenlik haklarını güvence altına alan bir çözüm olmak zorunda. Hiçbir hukuki tehdit, ekonomik baskı ya da diplomatik manevra, adaletsiz görülen bir çözüme rıza üretmez.
Kıbrıs Türkleri değişim iradesini geçmişte defalarca gösterdi. 2004 referandumu bunun en açık örneğidir. Cenevre ve Crans-Montana süreçleri bir diğeridir. Değişim tek taraflı bir teori değil; yaşanmış bir gerçekliktir. Bugün eksik olan, bu değişimin karşı cephede de cesaretle sergilenmesidir.
Kıbrıs’ta barış, iki referandum ve birkaç imzadan ibaret değildir. Barış, müzakereden önce başlaması, anlaşmadan sonra da sürmesi gereken bir inşa sürecidir. Barışı sürekli tehdit ederek çözüme ulaşılamaz.
Yeni yıla girerken
Yeni bir yıla girerken, Kıbrıs’ta artık ezberlerin değil, cesaretin ve sağduyunun konuşulduğu bir döneme adım atmayı diliyorum. Dileğim, çözüm kelimesinin bir baskı aracına değil; iki halkın eşitliği ve güvenliği temelinde ortak bir geleceğin anahtarına dönüşmesidir. Yeni yılın, yöntemi esasın önüne koyan, barışı tehdit ederek değil inşa ederek arayan bir anlayışın güç kazandığı bir yıl olmasını umut ediyorum.
Okuyucularıma sağlık, huzur ve dayanışma dolu bir yıl diliyorum. Zor bir coğrafyada, zor bir dünyada yaşıyoruz. Böyle dönemlerde serinkanlılık, sorumlu dil ve gerçekçilikten kopmayan bir umut her zamankinden daha kıymetli. Yeni yılın, adil bir barışa dair umudumuzu diri tuttuğu, ortak aklı ve insan onurunu önceleyen bir yıl olması dileğiyle…
Bu haber 29 defa okunmuştur

:

:

:

: