İnsanların ölümsüzlük arayışları Gılgamış’la başlamış ve bugüne kadar gelmiştir. Ölümsüzlüğü arayan Gılgamış sonunda bunun gerçekleşemeyeceğini anlamış ve ölümlü olduğunu kabullenmiştir. Ölümsüzlüğü ancak şehri büyüterek ve yeni eserler bırakarak bulacağını kabullenir ve “Yaşamın anlamını kavramış bilge bir kral” olarak hayatını sürdürür. Aynı şekilde Homeros’un İlyada isimli eserinde ve de ölümsüzlük teması işlenmektedir. Ölümsüzlük arzusu insanlık tarihindeki destanlarla başlamış ve sanat eserleri ile günümüze kadar gelmiştir.
Ölüm ve unutulma korkusu insanları bu kaygılarını azaltmak için bir takım yollar aramaya itmiştir. Sanatçıların da böylesine bir beklenti içinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu yadırganacak bir şey değildir. Çalışmalarına ve daha güzelini yaratmaya bir motivasyon kaynağı olduğu söylenebilir. “Sembolik ölümsüzlük, maddi varlığından ölümle soyutlandıktan sonra kişinin toplumsal hafızada kültürel bir varlık halinde yaşama isteğini karşılar.” Sanırım bu hissiyat şairlerde biraz daha fazladır.
ÖLÜMDEN SONRASI
Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü
Nasıl hatırlamasın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak.
Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda aksimizden eser yok. Cahit Sıtkı Tarancı
Bir canlı izin varsa yer üstünde silinmez
Ölsen seni sırtında taşır toprağın altı.
Ey gölgeden ümmîd-i vefâ eyleyen insan
Kaç gün seni hatırlayacaktır şu karaltı? Mehmet Akif
Sabaha karşı
gün ışımadan az önce
ölsem.(...)
(...)Yanıma yat
kulağıma uzun bir şiir fısılda
bana Denizleri anlatsın
kıyıya çılgınca vurup vurup dönen
ama bir türlü kumsala çıkamayıp
mavi köpüklerde kaybolan
deniz kızlarının hikayesini anlatsın. Zafer Muhtaroğlu
Ben de yazdığım şiirde; öldükten sonra kulağıma uzun bir şiir fısıldanmasını istiyorum. Şiir dinlemekle, ölümü kabul etmeyip ret etmiş oldum. Kalbi duran kişi öldüğünü fark etmez. Sadece geride kalanlar öldüğünü bilirler. Bertolt Brecht “İnsan; ancak onu düşünen hiç kimse kalmadığı zaman gerçekten ölür.” demiş.
Şairlerin çoğu öldükten sonra unutulmayı kendilerine dert etmişlerdir.
Sanatçılar için kalıcı sanat eseri yaratmak onların ölümsüzlük iksiridir. Onlar böylece dolaylı olarak reenkarnasyona inanmış oluyorlar. Öldükten sonra yeniden doğmuyorlar ama yaşamaya devam edeceklerini düşünmektedirler. Toplumsal bellek geleceğe yazılmış bir mektuptur. Elden ele dolaşıp hafızalarda yer bulabilir. Sanat eserleri de şişenin içine konulup okyanusa atılmış birer mektuptur. Şişe kırılırsa su yüzüne çıkıp insanlara ulaşacak veya suyun dibine çöküp yitip gidecektir. Yaşarken, ortak insanlık aklında yer bulamamış bazı sanatçılar, kırılan şişe sayesinde, anlaşılamayan değerinin çok yükseldiğini göremeden dünyadan ayrılmaktadır. Bir örnek Van Gogh. Diğer bir örnek; Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt isimli kitabi ilk basıldığında kırk beş adet satılmış. Yazar kitabının popüler olup, dünya çapında ilgi gördüğünü hiçbir zaman öğrenemedi.
İlk çağlarda Ölümden sonra yaşam olduğuna inanıldığı için vefat eden değerli eşyaları ile birlikte defnedilirdi. Bugün Ateist insanlar bile, ölen kişi için “sevdiklerine kavuştu” veya “elbet bir gün buluşacağız” ifadelerini kullanarak ölümsüzlük umudunu sürdürmektedirler. İnsanlar arasında benzer şekilde, ölümden sonra ruhun bedenden ayrılıp varlığını sürdüreceği inancı da vardır. Sokrates ve Platon gibi düşünürler bile bu görüşü savunmuştur. Bu da ölümü kabullenmeyip ruhun devamlılığı olduğuna inanmak sureti ile ölümsüzlük inancını canlı tutmak istemektir. Ayrıca ölümsüzlük inancı hayata anlam katmakta ve ölüm bilinmezliğini gidermekte, ölüm acısını ve korkunçluğunu azaltmaktadır.
Ölüm sizden uzak olsun. Sağlıcakla kalınız.