Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in adadaki temasları Rum basınında büyük bir beklentiyle izleniyor. Ancak bu beklentinin merkezine konan isim ne BM ne de Rum liderliği; hedef tahtasında doğrudan Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman var.
Rum basını, ziyaretin “başarısını” Kıbrıs Türk tarafının vereceği “işaretlere” bağlayarak klasik diplomatik sorumluluktan kaçma refleksini bir kez daha sergiliyor.
Oysa ortada daha büyük ve sarsıcı bir gerçeklik var: Eğer Güney Kıbrıs aynı statükocu ve zaman kazanmaya dayalı çizgisini sürdürürse, bekledikleri işareti Erhürman’dan değil, doğrudan ABD Başkanı Donald Trump’tan alacaklar.
Rum tarafındaki tedirginliğin asıl sebebi de bu.
Son günlerde ABD’nin küresel krizlere yaklaşımında belirgin bir paradigma değişimi gözleniyor. Trump’ın “Barış Konseyi” girişimi, Kosova’ya yönelik hamleleri ve Birleşmiş Milletler’i by-pass edebilecek alternatif diplomatik kanalları gündeme taşıması, Kıbrıs meselesinde de BM merkezli sürecin devre dışı kalabileceği yeni bir dönemin habercisi olabilir.
Bu ihtimal, Rum yönetimi için bir kabus senaryosu.
Çünkü onlar için BM şemsiyesi yalnızca bir müzakere platformu değil; aynı zamanda statükoyu koruma, zaman kazanma ve sorumluluğu karşı tarafa yıkma aracı.
BM dışı bir süreç ise, daha sert güç dengelerinin, daha doğrudan jeopolitik pazarlıkların ve daha az konfor alanının olduğu bir sahaya işaret ediyor.
Rum medyasındaki panik tam olarak buradan kaynaklanıyor.
Dahası, Trump yönetiminin son dönemde Suriye’de PKK’nın Suriye koluna ilişkin tutumunu bir gün içinde değiştirmesi, Washington’ın bölge politikasında Ankara’yı merkeze alan yeni bir rota çizdiğini açıkça gösteriyor. Bu bir tesadüf değil. Bu, Türkiye’nin bölgesel ağırlığının ve stratejik değerinin artık görmezden gelinemeyeceğinin kabulüdür.
Ankara merkezli yeni denge, Kıbrıs’ta da kaçınılmaz olarak hissedilecektir.
Dün de yazdık. Rum tarafının bugün sergilediği telaş, Akdeniz’in şımarık çocuğunun son çırpınışlarından başka bir şey değildir.
Yıllardır çözümü erteleyen, eşitliği reddeden ve adil paylaşımı kabul etmeyen bir zihniyet, artık küresel rüzgârın tersine döndüğünü fark etmeye başlamıştır.
Gerçek şu ki: Müzakerelerin kaderi, Rum basınının iddia ettiği gibi Erhürman’ın “vereceği işaretlere” değil; büyük güçlerin değişen jeopolitik önceliklerine ve Türkiye’nin masadaki ağırlığına bağlıdır.
Ve bu yeni dönemde, Kıbrıs’ta dengeler artık eski alışkanlıklarla korunamayacaktır. Bizden söylemesi…