Dünya; hep kargaşaların, kaosların, labirentlerin, içerisinde dalgalanıp dalgalanıp durulamadan varlığını sürdürmektedir. Dünya da her zaman zalimler, tiranlar, diktatörler var olmuştur. Ezenler, ezilenler sömürenler, sömürülenler
güçlüler, güçsüzler çelişkisi dünya tarihi kadar eski olmuştur.
Dünya; hep kargaşaların, kaosların, labirentlerin, içerisinde dalgalanıp dalgalanıp durulamadan varlığını sürdürmektedir. Dünya da her zaman zalimler, tiranlar, diktatörler var olmuştur. Ezenler, ezilenler sömürenler, sömürülenler
güçlüler, güçsüzler çelişkisi dünya tarihi kadar eski olmuştur.
Bu gerçek zaman zaman daha belirgin, daha keskin, daha şiddetli ve acımasız bir şekil alarak ama hiçbir zaman yok olmayarak süregelmiştir. Eğitimli ve insan olmayı başarabilenler olayların nedenini, sonucunu kavrayıp çözümleyebilmelerine rağmen yine de yaşanmakta olanları havsalaları alamamaktadır. Çünkü bugünlerde içinde bulunduğumuz ortam bizlere en kötü zaman dilimlerinden birini yaşatmaktadır. Özellikle Ortadoğu uzun bir süredir yine kan gölüne dönmüş bulunmakta.
Azgın emperyalizm dünya nimetlerini ele geçirmek için gözü dönmüş bir saldırganlık içine girmiştir. Kendi emir erlerini iktidarlara getirmek için o halklara ve çevrelerine “güvenli, barış içinde bir yaşam”, “demokrasi ve özgürlük” götürmek için müdahalede bulunmaktadır. Bunu ise kan ve gözyaşı ile çocuklar da dahil binlerce kişiyi katlederek ve arkasında bir enkaz bırakarak gerçekleştirmeye !!! çalışıyor. Ve biz bu ülkelerin, ağızlarının sulandığı paylaşım için en cazip bir bölgenin tam göbeğinde bulunmaktayız. Yine “batmayan uçak gemisi” olmak tanımlaması doğrulanmış oldu. Etrafımızda biz gözle görmesek de savaş gemileri gidip geliyor. Bu da bizim şanssızlığımız. Daha önce bir makalemde “Kıbrıs’ı kurtarmak üzerine bir masal” yazmıştım ama masallar gerçeğe dönüşemediği için hala buralardayız.
Geçen haftaki yazımı, İsrail ve Amerikanın “dünyayı kötülüklerden kurtarma savaşı” başlamadan önce laptop’a aktarmaya* başlamıştım. “Yarışmalar ve ödüller” konulu köşe yazımın içerisinde bulunduğumuz koşullarda absürt olduğunu düşündüm. İlgisi var mıydı bilemiyorum ama nedense, birdenbire aklıma Hasan Hüseyin’in şu dizeleri düştü.
(...)Sen aşk şiiri yazamazsın Hasan Hüseyin
Çünkü sen
Gagasından tutup kuşu
Öt kuşum öt kuşum demiyorsun.
Çünkü sen
Yedirip çiçekleri ineğe
Koklayıp gerisini ineğin
Kok çiçeğim kok çiçeğim demiyorsun(...)
Bu kadar dışkının içerisine battığımız bir dünya da, benim edebiyattan, ödülden, sanat motivasyonundan bahsetmem ineğin gerisinden, yediği çiçeği koklamak mıydı? Sonra Orhan Veli’nin şiirini düşündüm;
(...)Yoksuldu, biliyorum
-Ama boyna da yoksulluk sözü edilmez ya-
Kulağımın dibinde, yavaş yavaş,
Aşk türküleri söyledi.(...)
(Ama boyuna da savaş sözü edilmez ya) da diyebiliriz.
İnsanlar öldürülürken, çocuklar öldürülürken tabii ki kafamızı kuma sokamayız acı çekmek de isyan etmek de insani bir duygudur. Ancak sürekli savaş haberleri ile savaş psikolojisi girdabında yaşamak travma, ankisiyete ve depresyonları körükler. Bunlar; günlük yaşamda kaygı, panik atak ve korku duygularıyla kendilerini gösterebilir. Sürekli olarak savaş haberlerini izlemek, üzüntü, umutsuzluk, enerji kaybı, uykusuzluk halini çoğaltabilir. İlgi azalması ve güvenlik kaygısı artar, savaş hallerine empati yapmakta üzüntülerimizi artırabilir.
Ve bizler bu savaşı şu an uzaktan ama dünya ölçeğinde ise çok yakınından izliyoruz bir de füzelerin yanımızsa yöremizde patlamış olmasını düşünmek bile ne kadar korkunç.
Savaşlardan nefret edeceğiz, gerçekleşmeyecek bir ortam yaratmak için elele vereceğiz. Acılarını duyacağız, kahrolacağız, belki ekranda hiç tanımadığımız başka ulustan bir çocuk ölüsü karşısında ağlayacağız. Belki bebeğinin ölüsüne sarılmış bir annenin gözleri ile gözlerimiz buluşacak
zalimlere küfür edeceğiz.
Fakat onların kazdığı acı ve ızdırap çukuruna düşüp karamsarlık, yılgınlık, depresyon girdabında boğulmayacağız. Çukurun üstünde bir köprü yaratıp üzerinden karşıya geçeceğiz. İşte bu köprü önce sevgidir.
Bu köprü çocuklarımıza nefreti değil sevmeyi öğretmekle oluşacak. Zülfü Livaneli’nin şarkısındaki gibi “Dünyayı güzellik kurtaracak/ Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.” Bu köprü sanattır, edebiyattır, şiirdir, resimdir, tiyatrodur. Müziktir. Şarkılardır. Onların savaş çukuruna düşmeden olanları seyrederek üzerinden geçebilmek için savaşların içinde şarkı söylemeye, şiir okumaya yazmaya devam edeceğiz. Çünkü bir direniştir insan gibi başı dik yaşamak.
Sağlıcakla kalınız.
* Eskiden bu cümlenin yerine “kaleme almaya başlamak” ifadesini kullanıyorduk.