Kıbrıs meselesi, onlarca yıldır tekrar eden müzakere döngüleri ve sonuçsuz kalan girişimlerle yıpranmış bir başlık. Bu nedenle Tufan Erhürman’ın “Bu kez farklı olacak diye hareket edilmeli” vurgusu, sıradan bir siyasi temenninin ötesinde, geçmişin başarısızlıklarına yöneltilmiş açık bir eleştiri niteliği taşıyor.
Kıbrıs meselesi, onlarca yıldır tekrar eden müzakere döngüleri ve sonuçsuz kalan girişimlerle yıpranmış bir başlık. Bu nedenle Tufan Erhürman’ın “Bu kez farklı olacak diye hareket edilmeli” vurgusu, sıradan bir siyasi temenninin ötesinde, geçmişin başarısızlıklarına yöneltilmiş açık bir eleştiri niteliği taşıyor.
Bugüne kadar Kıbrıs’ta çoğu zaman “müzakere yapmak için müzakere” edildi. Süreçler başlatıldı, zirveler toplandı, umutlar yükseldi; ancak sonuçta taraflar pozisyonlarını koruyarak masadan kalktı. Erhürman’ın “çözüme ulaşmak için müzakere” ifadesi, bu kısır döngüyü kırma iddiasını barındırıyor. Bu yaklaşımın gerçek anlamda farklı olabilmesi için ise yalnızca söylem değil, yöntem değişikliği gerekiyor. Aksi halde aynı cümleler, farklı dönemlerin klişesi olmaktan öteye gidemez.
Bu noktada Ankara ile kurulan temas da kritik. Erhürman’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi “olumlu ve verimli” olarak nitelemesi, sürecin Türkiye boyutunda bir uyum arayışına işaret ediyor.
Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin pozisyonu belirleyici olduğundan, Ankara-Lefkoşa hattındaki koordinasyonun güçlenmesi, olası bir müzakere sürecinin ciddiyetini artırabilir. Ancak burada da asıl soru şu: Bu koordinasyon, statükoyu korumaya mı hizmet edecek, yoksa gerçekten yeni bir çözüm iradesine mi?
Uluslararası cephede ise hareketlilik dikkat çekiyor. António Guterres’in yeniden devreye girme ihtimali, sürecin canlandırılabileceğine dair bir işaret.
Temmuz ayında gündeme gelebilecek yeni inisiyatifin “yeni bir plan” değil de doğrudan Genel Sekreter’in müdahalesi olarak tanımlanması önemli. Bu, belki de teknik detaylardan ziyade siyasi iradenin test edileceği bir döneme girildiğini gösteriyor.
CTP’li Fikri Toros’un da dün Ada TV ekranlarında dile getirdiği “ortak menfaatler odaklı yeni bir fırsat penceresi” tanımı sürecin belki de en kritik boyutuna işaret ediyor: Çıkarların kesişim noktası. Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm ancak tarafların kayıp-kazanç hesaplarını yeniden tanımlamasıyla mümkün olabilir. Aksi halde her iki taraf da maksimum talep – minimum taviz çizgisinde kalmaya devam eder.
Sonuç olarak, ortada gerçekten bir “fırsat penceresi” olup olmadığı henüz net değil. Ancak şu kesin: Aynı yöntemlerle farklı sonuçlar beklemek gerçekçi değil. Eğer bu kez farklı olacaksa, bu fark; söylemde değil, müzakere kültüründe, siyasi cesarette ve tarafların risk alma isteğinde ortaya çıkmalı. Aksi takdirde Kıbrıs, bir kez daha umutların yükselip hayal kırıklıklarının derinleştiği bir sürecin içine girecek. Bizden söylemesi…