Doğu Akdeniz, tarih boyunca olduğu gibi bugün de yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda stratejik bir düğüm noktası olma özelliğini koruyor.
Bu hassas dengelerin ortasında yer alan Kıbrıs meselesi ise, çözüm arayışlarının en kırılgan başlıklarından biri olmaya devam ediyor.
Son olarak Fransa ile Güney Kıbrıs arasında imzalanan savunma anlaşması, bu kırılganlığı daha da belirgin hale getirdi.
Demokrat Parti Genel Sekreteri Serhat Akpınar’ın yaptığı açıklamalar, aslında Kıbrıs Türk tarafının uzun süredir dile getirdiği temel kaygıların bir özeti niteliğinde. Akpınar’ın işaret ettiği gibi, tek taraflı askeri ve stratejik adımların barış sürecine katkı sağlamadığı artık tartışma götürmez bir gerçek. Aksine bu tür girişimler, taraflar arasındaki güveni aşındırıyor ve zaten sınırlı olan diyalog kanallarını daha da zayıflatıyor.
Kıbrıs sorununun çözümü, askeri dengeler üzerinden değil, siyasi irade ve karşılıklı güven üzerinden şekillenebilir. Ancak son gelişmeler, özellikle Güney Kıbrıs’ın attığı adımların, çözüm arayışından ziyade mevcut statükoyu koruma eğilimini güçlendirdiği yönünde bir algı yaratıyor. Bu algı, yalnızca Kıbrıs Türk tarafında değil, uluslararası gözlemciler nezdinde de giderek daha fazla karşılık buluyor.
Oysa Kıbrıs Türk tarafı, yıllardır barış, uzlaşı ve diyalog vurgusunu sürdürüyor. Bu yaklaşım, yalnızca bir siyasi söylem değil, aynı zamanda çözüm için gerekli olan en temel zemini oluşturuyor. Ancak bu zeminin karşılıklı olması gerekiyor. Tek taraflı güvenlik hamleleri, bu zemini inşa etmek yerine aşındırıyor.
Bugün gelinen noktada esas soru şu: Taraflar gerçekten çözüm mü istiyor, yoksa mevcut dengeleri korumayı mı tercih ediyor? Eğer ikinci seçenek ağır basıyorsa, yapılan her yeni anlaşma, her yeni askeri iş birliği, çözüm ihtimalini biraz daha öteleyen bir unsur haline gelecektir.
Akpınar’ın yaptığı “tarihi çağrı” bu açıdan dikkate değer. Gerilimi artıran değil, güven inşa eden adımlara ihtiyaç olduğu vurgusu, aslında yalnızca bir siyasi mesaj değil, aynı zamanda bir zorunluluğun ifadesidir. Çünkü Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir çözüm, ancak samimi bir müzakere süreciyle mümkün olabilir.
Sonuç olarak, Doğu Akdeniz’de barışın anahtarı askeri anlaşmalarda değil; karşılıklı anlayışta, diyalogda ve güven inşasında yatıyor. Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu yapıcı tutumun karşılık bulup bulmayacağı ise önümüzdeki sürecin en belirleyici unsuru olacak. Eğer bu karşılık verilmezse, kaybeden yalnızca taraflar değil, bölgesel barışın kendisi olacaktır. Bizden söylemesi…