TERCİH SİZİN

1963 sonrasıydı. Daha ortaokula yeni başlamıştım. Olaylar patlak verince rutin hale gelen “yollar kapandı” hikâyelerinden birini yaşıyorduk. Ayda bir yollar açılır herkes, özellikle de kadın emekçiler o zamanki tabiriyle otomobillerle Rum yerleşim yerlerine çalışmaya giderlerdi.

1963 sonrasıydı. Daha ortaokula yeni başlamıştım. Olaylar patlak verince rutin hale gelen “yollar kapandı” hikâyelerinden birini yaşıyorduk. Ayda bir yollar açılır herkes, özellikle de kadın emekçiler o zamanki tabiriyle otomobillerle Rum yerleşim yerlerine çalışmaya giderlerdi.

Mevsime göre patates tarlası ya da havuç tarlalarına gider, akşama dönerlerdi. Akşam hava kararmaya yüz tuttuğunda annemi nasıl merak ettiğimi, içimde ne fırtınalar koptuğunu asla unutmadım.
Lefkede yaşayanların ellerine para geçince “yollar kapandı,” para tükenince “yollar açıldı” masalı tekrardan anlatılırdı. Lefke’nin nakaratı da buydu. Türk’ten Türk’e kampanyasının sahneye konması böyleydi.

Babam madende çalışırdı ama o sıralarda anımsadığım kadarıyla madende işler durduğundan çalışmıyordu. Çalışmayınca para da yoktu. Para olmayınca başka iş aramak şarttı.

Bir sabah beni de motorun arkasına koyup Çamlı Köy yolunda Lefke Deresi’nin doğu yamacında bir yere gittik. Az sonra bir araba geldi. Arabadan tarlanın sahibi indi.

Babamla konuştular. Sürülmüş tarlasındaki; derenin sürükleyip getirdiği taşları temizleme işini verdi. Temizlenecek yeri de gösterdi. Parasında da anlaşıldı.

Çocuktum ama babamın işi götürü aldığını duymuştum. Daha işe başlarken sordum.
“Götürü nedir baba?”
“Verilen işi bitirip anlaştığın parayı almaktır. İster bir günde bitir, istersen iki günde bitir. Aynı parayı alacaksın. Çalıştığın güne göre değil.”

Babam hızlı çalışan biriydi. Akşamüzeri günlük işi bitirdi. Adamın gelmesini beklerken adam ailesi ile birlikte geldi.

Kontrol etti. Sonra konuştu.
“Elin değmişken bu yamaçtaki taşları da temizleyip öyle gidelim,” dedi. Ve eliyle epeyi büyükçe bir yeri gösterdi. Aslında orası tarla değildi ama anlaşılan tarlasına katacaktı.

Babam, parayı alamayınca mecburen işe girişti. Motor gibi çalışıyordu. Ben babamın öfkeli halini anlayacak yaştaydım. Yardım olsun diye uğraşmaya başladım. Kaldırabildiğim taşları alıp dereye doğru götürür, bırakıp dönerdim.

Yorulmuştum. Babam da yorgundu ama bitirmek için âdeta işe asılıyordu. Çalışırken taş toplar gibi yapıp yanıma geldi.
“İşemeye git, işemeye git,” dedi ancak benim duyacağım bir sesle.
“İşenmedim,” dedim ama o biraz sonra tekrar aynı şeyi yaptı. Bu iş üç dört kez tekrarlandı.

Akşamüzeri hava kararmaya başladığında iş bitti. Babam parasını aldı. Motora binerken konuştu.
“Niye gitmedin. Yorulunca tuvalete diye gidip biraz oturup dinleneceksin sonra tekrar gelirsin.”

O an babamı anladım. Yorulduğumu görünce dinlenmem için bana taktik vermeye çalışıyordu. Amacı beni korumaktı.

Daha sonraları bu olayı çok düşündüm.

Babam yalan yapmamı öneriyordu. Madem ki onlar fazladan iş çıkardı, kendisi ezilse de benim ezilmemi istemedi.

Bir de şu taraftan baktım.
Neden tarla sahibi babama verdiği sözü tutmadı? Neden onu fazladan çalıştırdı.

Babamı dinleseydim doğru mu yapmış olurdum.
Ya tarla sahibi? O doğru davranmış mıydı?

Gün geldi özel sektörde çalışırken, daha sonraları kendi işimde çalışırken yanımda çalışanlara yalan söylemeleri ya da yalan yapmalarını önlemek için onlara hiç fırsat vermedim.

İşin durumuna göre on dakikalık ya da on beş dakikalık dinlenme molaları verirdim. Tuvaleti gelenler bu arayı kullanabilirlerdi.

Gün oldu, yanımda yüzlerce geçici işçi çalıştı. Başlarındaki usta başları, işin durumuna ve çalışanların yorgunluğuna göre mola verip soluk almalarını sağlıyorlardı.
Ne ben kötü oldum ve onlar yalan söylemek zorunda kaldılar.

Babandan, anneden gördüğünü öğrenirsin. Bu doğru ama nasıl davranacağına sen karar verirsin. Onlar gibi de olabilirsin, onlardan öğrendiklerini kendine basamak yapıp farklı da olabilirsin.

Bu günlük de bu kadar.
Unutmayın, gülü verenin elinde az da olsa kokusu kalır.

Hoşça kalın.




Bu haber 3 defa okunmuştur

:

:

:

: