Kıbrıs sorunu yeniden hareketli günlerden geçiyor. Gündemdeki 5+1 konferansı ve taraflardan gelen açıklamalar, önümüzdeki dönemde diplomatik temasların yoğunlaşacağını gösteriyor. Ancak asıl soru şu: Bu hareketlilik gerçekten çözüme mi hizmet ediyor, yoksa siyasi ihtiyaçların şekillendirdiği yeni bir süreçle mi karşı karşıyayız?
Kıbrıs sorunu yeniden hareketli günlerden geçiyor. Gündemdeki 5+1 konferansı ve taraflardan gelen açıklamalar, önümüzdeki dönemde diplomatik temasların yoğunlaşacağını gösteriyor. Ancak asıl soru şu: Bu hareketlilik gerçekten çözüme mi hizmet ediyor, yoksa siyasi ihtiyaçların şekillendirdiği yeni bir süreçle mi karşı karşıyayız?
Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay’ın uyarıları bu noktada dikkat çekiyor. Özersay’a göre, görev süresinin sonuna yaklaşan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kapsamlı ve sonuç alıcı bir girişim ortaya koyması kolay görünmüyor. Daha da önemlisi, Güney Kıbrıs’taki iç siyasi dengeler Rum lider Nikos Hristodulidis’i yeni bir müzakere süreci başlatmaya itiyor olabilir. Özersay’ın işaret ettiği gibi, yaklaşan seçimler nedeniyle Rum liderliğinin bir “başarı hikâyesine” ihtiyaç duyması, müzakerelerin gerçek bir çözüm hedefinden ziyade siyasi hesaplarla şekillenmesi riskini beraberinde getiriyor.
Öte yandan Ada TV’de çarpıcı açıklamalarda bulunan UBP Milletvekili Zorlu Töre’nin Birleşmiş Milletler kararlarına ilişkin değerlendirmeleri de tartışmanın farklı bir boyutunu oluşturuyor.
Töre, BM Güvenlik Konseyi kararlarının değişmez ve mutlak hükümler olmadığını savunurken, uluslararası sistemin çifte standartlar içerdiğini vurguluyor. Golan Tepeleri örneğini hatırlatan Töre, uluslararası hukuk ve siyasi uygulamalar arasındaki mesafenin zaman zaman oldukça açıldığını ifade ediyor.
Tüm bu örnekler Kıbrıs sorununda BM Güvenlik Konseyi kararının neden sorgulanamaz hale getirildiğini bize bir kez daha düşündürüyor.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ise daha farklı bir perspektif sunuyor. Dün düzenlediği toplantıyla görevdeki 200’üncü gününü değerlendirirken, Kıbrıs konusunda başlangıç noktasından daha ileri bir noktaya gelindiğini belirtiyor. Ancak Erhürman’ın en dikkat çekici cümlesi, “Umutsuz değilim ama umut tacirliği yapacak da değilim” sözü oldu.
Bu yaklaşım, geçmiş müzakere deneyimlerinden ders çıkarılması gerektiğini ve görüşmelerin yalnızca görüşmek için değil, sonuç almak amacıyla yürütülmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Bugün Kıbrıs Türk halkının beklentisi, yeni bir hayal kırıklığı değil; gerçekçi, dürüst ve sonuç odaklı bir süreçtir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde atılacak adımların, siyasi vitrinlerden çok kalıcı çözümlere hizmet edip etmeyeceği dikkatle izlenmelidir. Bizden söylemesi…