Kıbrıs’ta yıllardır aynı cümleleri kuruyoruz. Aynı tezleri tekrarlıyor, aynı kırmızı çizgileri konuşuyor, aynı çıkmaz sokakta yürümeye devam ediyoruz. Oysa dünya değişiyor. Enerji politikaları değişiyor. Jeopolitik dengeler değişiyor. Değişmeyen tek şey ise Kıbrıs meselesinin kendi içine kapanmış hali…
Kıbrıs’ta yıllardır aynı cümleleri kuruyoruz. Aynı tezleri tekrarlıyor, aynı kırmızı çizgileri konuşuyor, aynı çıkmaz sokakta yürümeye devam ediyoruz. Oysa dünya değişiyor. Enerji politikaları değişiyor. Jeopolitik dengeler değişiyor. Değişmeyen tek şey ise Kıbrıs meselesinin kendi içine kapanmış hali…
Ada TV’de konuşan CTP Sözcüsü Asım Akansoy’un dikkat çektiği nokta tam da burasıydı. Doğu Akdeniz’deki doğal gazın bir kriz başlığı değil, çözümün itici gücü olabileceğini savundu. Aslında bu, uluslararası çevrelerde uzun süredir dillendirilen bir yaklaşım. Enerji kaynaklarının paylaşımı çatışmayı derinleştirebildiği gibi doğru yönetildiğinde tarafları aynı masaya oturtabilecek güçlü bir ekonomik motivasyon da oluşturabilir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın KKTC’de imzalayacağı doğal gaz hattı mutabakatı da bu açıdan yalnızca teknik bir yatırım değildir. Bu proje, enerji güvenliği kadar siyasi mesajlar da içermektedir. Türkiye’nin KKTC ile enerji entegrasyonunu artırması, Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik sürdürülebilirliği açısından önemli bir adımdır.
Ancak mesele yalnızca boru döşemek değildir.
Asıl mesele, bu enerji denklemine Kıbrıs sorununun nasıl dahil edileceğidir.
Akansoy’un dile getirdiği “kazan-kazan modeli” tam da burada önem kazanıyor. Eğer Doğu Akdeniz gazı Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaşacaksa bundan herkes ekonomik kazanç sağlayabilir. Türkiye kazanabilir. Kıbrıs Türk tarafı kazanabilir. Rum tarafı kazanabilir. Avrupa enerji arzını çeşitlendirebilir. Böylesi bir denklem, siyasetin yıllardır çözemediği düğümleri ekonominin gevşetmesine yardımcı olabilir.
Elbette bu kadar iyimser olmak kolay değil.
Çünkü Kıbrıs’ta bugüne kadar ekonomik akıl çoğu zaman siyasi inatlaşmanın gerisinde kaldı. Rum yönetimi, Kıbrıs Türk halkını enerji projelerinin dışında bırakmayı tercih etti. Türkiye ise kendi hak ve çıkarlarını koruma refleksiyle karşı hamleler geliştirdi. Sonuçta kaybeden yalnızca taraflar değil, bölgenin tamamı oldu.
Bugün gelinen noktada ise yeni bir gerçeklik var.
Avrupa’nın enerji ihtiyacı sürüyor.
Türkiye bölgenin en güçlü enerji koridorlarından biri olmayı hedefliyor.
Doğu Akdeniz’deki rezervlerin ekonomik olarak en makul çıkış güzergâhı hâlâ Türkiye olarak görülüyor.
Bu tablo, Kıbrıs sorununa yeni bir pencere açabilir.
Kıbrıs meselesi elli yılı aşkın süredir siyasi sloganlarla çözülemedi. Belki de çözümün kapısını diplomasi kadar ekonomi de aralayacaktır. Doğal gaz tek başına barış getirmez. Ama doğru kullanılırsa barışın önünü açacak ortak çıkarları oluşturabilir.
Çünkü bazen ülkeleri aynı masaya ideolojiler değil, ortak kazanç hesapları oturtur.
Doğal gaz boru hattı Kıbrıs’ta çözümün anahtarı olabilir. Bizden söylemesi…