Jeopolitik Hedefler, Küresel Güç Dengesi ve Yeni Ortadoğu Düzeni
Ortadoğu’da yaşanan her kriz, yalnızca bölgesel aktörlerin değil, küresel güçlerin de rekabet alanıdır. ABD ile İran arasındaki mücadele ise basit bir “nükleer program” anlaşmazlığının çok ötesindedir. Asıl mücadele; enerji yolları, küresel ticaret, İsrail’in güvenliği, Çin ve Rusya’nın yükselişi ile şekillenen yeni dünya düzeninde üstünlük mücadelesidir.
Bugün Washington’un İran politikasını anlamak için yalnızca Tahran’a değil; Pekin’e, Moskova’ya, Tel Aviv’e, Riyad’a ve Hürmüz Boğazı’na aynı anda bakmak gerekir.
1. İran’ın Nükleer Güç Olmasını Engellemek
ABD’nin resmi politikası uzun yıllardır değişmemiştir: İran’ın nükleer silah sahibi olmasına izin verilmeyecektir.
Washington’un bakış açısına göre;
* Nükleer silaha sahip bir İran, İsrail’in güvenliğini doğrudan tehdit eder.
* Körfez ülkeleri nükleer silah yarışına girer.
* Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) ciddi şekilde zayıflar.
* ABD’nin bölgedeki caydırıcılığı sorgulanmaya başlanır.
Bu nedenle ABD, yaptırımlar, diplomasi ve gerektiğinde askeri güç kullanımı arasında değişen çok katmanlı bir strateji izlemektedir. Son yıllardaki gelişmeler de İran’ın nükleer kapasitesi ile bölgesel gerilimlerin birbirine daha fazla bağlandığını göstermektedir.
2. İsrail’in Bölgesel Üstünlüğünü Koruma
ABD dış politikasının değişmeyen unsurlarından biri İsrail’in güvenliğidir.
Washington açısından İran;
* Hizbullah’ı,
* Hamas’ı,
* bazı Iraklı Şii milisleri,
* Yemen’deki Husileri
destekleyen ana güç olarak görülmektedir.
Dolayısıyla İran’ın askeri ve ekonomik olarak zayıflatılması, İsrail’in güvenlik risklerini azaltacak stratejik bir araç olarak değerlendirilmektedir.
3. Hürmüz Boğazı’nın Kontrolü
Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir.
İran;
* Boğazı kapatma tehdidini,
* petrol sevkiyatını engelleme kapasitesini,
* füze ve İHA kabiliyetini
stratejik baskı unsuru olarak kullanmaktadır.
ABD ise küresel enerji arzının kesintiye uğramaması için Körfez’deki askeri varlığını sürdürmektedir.
4. Çin’i Dolaylı Olarak Durdurmak
Bugün İran yalnızca Ortadoğu ülkesi değildir.
Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi” içinde önemli bir enerji ortağıdır.
İran;
* Çin’e petrol satmaktadır.
* Çin yatırımlarını çekmektedir.
* Çin’in Batı Asya’daki lojistik zincirinde önemli yer tutmaktadır.
Dolayısıyla İran üzerindeki baskı aynı zamanda Çin’in enerji güvenliğini de etkilemektedir.
Bu nedenle İran meselesi artık yalnızca Ortadoğu dosyası değil; ABD-Çin rekabetinin de bir parçasıdır.
5. Rusya’nın Etki Alanını Daraltmak
Rusya ile İran;
* Suriye’de,
* enerji piyasalarında,
* askeri teknolojilerde,
* diplomatik platformlarda
yakın iş birliği yürütmektedir.
ABD açısından İran’ın zayıflaması, Rusya’nın Ortadoğu’daki hareket alanının da daralması anlamına gelir.
6. Rejim Değişikliği Mi, Davranış Değişikliği Mi?
Uzun yıllardır tartışılan soru budur.
Resmi söylem çoğunlukla “rejim değişikliği” değil, İran’ın davranışlarını değiştirmeye yöneliktir. Ancak bazı çevrelerde ekonomik baskının ve uluslararası izolasyonun rejim üzerinde iç baskıyı artırabileceği de savunulmaktadır. Bu nedenle Washington içinde dahi tek bir yaklaşım bulunmamaktadır.
7. Yeni Ortadoğu Güvenlik Mimarisi
Son yıllarda ABD’nin temel hedeflerinden biri;
* İsrail,
* Körfez ülkeleri,
* Mısır,
* Ürdün
gibi ortakları aynı güvenlik mimarisi altında buluşturmaktır.
Bu yapı;
* ortak hava savunması,
* istihbarat paylaşımı,
* füze savunma sistemi,
* enerji koridorları,
* ticaret yolları
üzerine inşa edilmektedir.
Bu denklemde İran’ın askeri nüfuzunun sınırlandırılması temel hedeflerden biri olarak görülmektedir.
Türkiye Açısından Sonuçlar
Türkiye açısından mesele yalnızca İran değildir.
Olası geniş çaplı bir çatışma;
* enerji fiyatlarını yükseltebilir,
* dış ticareti olumsuz etkileyebilir,
* göç baskısını artırabilir,
* Suriye ve Irak’taki güvenlik dengesini değiştirebilir,
* NATO içindeki yükümlülükleri daha görünür hale getirebilir.
Bu nedenle Ankara’nın denge siyaseti yürütmesi, hem Batı ile ilişkilerini hem de komşularıyla diyaloğunu koruması stratejik önem taşımaktadır.
Sonuç
ABD’nin İran stratejisini yalnızca “nükleer silah” meselesi üzerinden okumak eksik kalır. Washington’un uzun vadeli hedefleri; İsrail’in güvenliğini sağlamak, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını temin etmek, Çin ve Rusya’nın bölgedeki etkisini sınırlamak, İran’ın vekil güç ağını zayıflatmak ve ABD öncülüğünde yeni bir Ortadoğu güvenlik düzeni oluşturmaktır.
Ancak İran da tarihsel, coğrafi ve ideolojik nedenlerle bu baskılara karşı direnmeye devam etmektedir. Bu nedenle ABD-İran rekabeti, kısa vadede çözülebilecek bir kriz olmaktan ziyade, 21. yüzyılın en önemli jeopolitik mücadelelerinden biri olmayı sürdürecektir. Son dönemdeki askeri gerilimler ve diplomatik girişimler de bu rekabetin askeri, ekonomik ve diplomatik boyutlarının iç içe geçtiğini göstermektedir kısacası bu sadece bölgesel dengeleri değil uluslarası dengeleri etkileyen bir çatışma (conflict ) alanına dönüşmüştür .