ZÜLFÜ LİVANELİ’DEN SEVGÜL ULUDAĞ’A

(...)Sabaha karşı gün ışımadan az önce ölsem... Gece uyurken, yatağımda, anlamadan öldüğümü.(...)

(...)Sabaha karşı
gün ışımadan az önce
ölsem...
Gece uyurken,
yatağımda,
anlamadan öldüğümü.(...)

Ölüm artık geride kalanların sorunudur. Ölen kişi; yaşam fonksiyonlarını yitirdiği için özlemez, acı çekmez, üzülmez. Bu gibi duygular yaşamaya devam edenlere aittir.

Hayatınızdaki keşkelerin sayısı ne kadar az ise o kadar güzele yakın bir yaşamınız olmuştur. Bu nedenle çok olmasa da mevcutların yanına bir yenisini eklememek için kalktım ve Lapta’dan İskele’ye Zülfü Livaneli’yi izlemeye gittim
İyi ki gitmişim. Orada kalabalığı coşturan, yüreği delikanlı, seksen yaşında
bir efsaneyi canlı canlı izleme fırsatı buldum.

İlk gençliğimizde onun şarkıları, türküleri ile büyümüş hayatı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmıştık. Bu nedenle eserleri ile üzerimizde kalıcı izler yaratmıştı. Bu değerli sanatçı ilk gençliğimdeki gibi hala, beni yeniden etkileyebildi. Seksen yaşında sahnede şarkı söylemesi ile, üretmeye devam etmesi, birikimlerini gençlere aktararak onları geliştirmesi ile, pozitif duruşu ve olumsuzluklara gülerek yaklaşması, hayatı ve insanlığı savunması ve beyefendi duruşu ile etkiledi. Karanlığın içerisinde bir ışık gibiydi.

Konserin üzerinden iki gün geçmeden, değerli araştırmacı gazeteci Sevgül Uludağ hanımın vefat haberi gece karanlıkta denize yıldırım düşer gibi ajanslara düştü. Üstadın şarkısındaki gibi “Bir kitaba başlar gibi / Koşarken yavaşlar gibi / Ölen arkadaşlar gibi / Sessiz, sitemsiz / Sessiz, sitemsiz” dünyamızdan ayrılıverdi.

O da eminim ki hayatını devam ettirebilseydi, Zülfü Livaneli gibi seksen yaşını bulsa da üretmeye ve ürettiklerini insanlarla paylaşmaya devam edecekti. Bu nedenle Kıbrıs’lılar için yaşamaya devam etmesi gerekiyordu. Bazı insanların ölüm tarihlerinin erken olmaması bir zorunluluktur. Çünkü daha yapacak, tamamlayacak işleri vardır... Şimdi, yeni öyküleri kim tamamlayacak. Yarım kalmış hikayeleri kim birleştirecek. Bu ülkenin topraklarının altında kalıp da, maviye ulaşıp sevdiklerinin yanında bir toprak parçasına gömülmeyi isteyen elleri kim tutup da yolunu bekleyenlere kavuşturacak. İçerisindeki cerahatın akıp temizlenmesi için acı verse de yaraları kim kazıyacak.

Sevgül hanım ile hiç yollarımız kesişmedi. Tanışmadık. Ancak ortak bir ilgi alanımız vardı. Göçler ve kayıplar. Kıbrıs’lıların yaşadığı acılar beni de derinden etkilediği için şiirlerime, öykülerime konu oluyorlardı. Ve bir konu hakkında daha detaylı ve derinlemesine bilgi sahibi olmak istediğim zaman onun araştırmalarından ortaya çıkan köşe yazılarına başvuruyordum.

O yaptığı araştırmalarla onlarca kayıp Kıbrıs’lının bulunup, ailelerinin ziyaret edebileceği bir kabirlerinin olmasını sağlamıştır. Bunu yaparken de Kıbrıs’ın yakın tarihine bir ışık tutmuş ve geleceğe belgelenmiş yazılı bir tarih bırakmıştır. Çalışmaları insanlara acı verse de yine de onlara acılardan hüzünlü bir mutluluk vermiştir. Ve yüzlerce hüzünlü yüreğe dokunmuştur.
Kayıplarla ilgili yazdığım iki şiirimden bölümler.

“İncir Ağacı Efsanesi” şiirimden;

(...)Mağara çöktü başımıza,
üç adam, şimdi toprağın altında
incirin tadı ağzımda.
Güneşten süzülen bir ışık
yıldızlı bir kol gibi
çekip yanına aldı bizi.
Ve ışık, yıldızlı bir kol gibi
vuruyordu incirin çekirdeğine.(...)

“Kıbrıs’a Ağıt” şiirimden;

(...)Güneş;
yine bir düşman gibi tepemizde duruyordu.
Toprak yanıyor
yanan toprakta
insandan iz aranıyor.
Yüreklerini attılar da yanan toprağa
yüreklerini aldılar da ellerine
toprağı eşeliyorlar.
Sene iki bin yirmi
kırk altı yıl önceden
elli yedi yıl önceden
altmış üç yıl önceden
gidip de dönmemiş babalar aranıyor.(...)

Geneli kapsayıcı bir dip not; İnsanların ürettikleri, siyasal düşünceleri bağlamında değerlendirilmemeli. Rumlarla yakın ilişkileri olabilir veya onları sevmeye de bilir bunlar tarihimize, geleceğimize, hayatlarımıza katkılarını değersizleştirmez. Tıpkı milliyetçi akademisyenlerin tarih araştırmaları ve yazdıkları gibi. Ancak çalışmaları şahsın siyasal duruşundan bağımsız tartışılabilinir.

Sağlıcakla kalınız.
Bu haber 9 defa okunmuştur

:

:

:

: