Aslında hiçbirimiz güvende değiliz!

Lefkoşa’da bir markette yaşanan o dehşet dakikaları yalnızca bir adli vaka değildir. İnsanların alışveriş yaptığı sıradan bir anda genç bir kadının yaşamının bıçak darbeleriyle altüst edilmesi, hepimize aynı soruyu sorduruyor: Toplum olarak nereye gidiyoruz?

Lefkoşa’da bir markette yaşanan o dehşet dakikaları yalnızca bir adli vaka değildir. İnsanların alışveriş yaptığı sıradan bir anda genç bir kadının yaşamının bıçak darbeleriyle altüst edilmesi, hepimize aynı soruyu sorduruyor: Toplum olarak nereye gidiyoruz?
23 yaşındaki kadın bugün yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Bir ailenin evladı, bir toplumun genç bir ferdi ölüm kalım savaşı verirken, hepimizin vicdanı da aynı serviste entübe edilmiş durumda.
Olayın zanlısının turist statüsünde ülkeye giriş yaptığı, daha önce de defalarca kısa süreli ziyaretlerde bulunduğu açıklandı.
İçişleri Bakanı Dursun Oğuz'un da ifade ettiği gibi mesele artık sadece bireysel bir suç olarak görülemez. Elbette güvenlik boyutu araştırılmalı, giriş-çıkış mekanizmaları, risk analizleri ve kamu güvenliği açısından eksikler varsa giderilmelidir. Devlet, vatandaşına güvenli bir yaşam alanı sunmakla yükümlüdür.
Ancak burada durursak, gerçeğin yalnızca bir kısmını konuşmuş oluruz.
Çünkü bu olay aynı zamanda kadına yönelik şiddetin ulaştığı korkunç noktayı da gözler önüne seriyor.
CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli'nin söylediği gibi, kadına yönelik şiddet bireysel öfke patlamalarından ibaret değildir; yapısal ve toplumsal bir sorundur. Her olaydan sonra 'çok üzüldük', 'geçmiş olsun', 'bir daha yaşanmasın' demek artık kimseyi korumuyor. İyi niyet cümleleri, bıçak darbelerini durdurmuyor.
Ülkemizde şiddet ne yazık ki giderek sıradanlaşıyor.
Sosyal medyada birkaç gün konuşuluyor, televizyonlarda tartışılıyor, sonra yeni bir gündem geliyor ve her şey unutuluyor. Oysa unutulan her olay, bir sonraki saldırının zemini oluyor.
Şiddeti magazinleştirmek birkaç gün sonra hafızadan silmek çözüm üretmiyor.
Artık tepki vermekten çok politika üretmeye ihtiyaç var.
Okullarda şiddetle mücadele eğitimi, ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, riskli bireylerin erken tespiti, kadınları koruyacak mekanizmaların etkin çalıştırılması, caydırıcı hukuk uygulamaları ve güvenlik kurumlarının koordinasyonu birlikte ele alınmalıdır. Çünkü bu mücadele yalnızca polisin ya da mahkemelerin görevi değildir; devletin tüm kurumlarının ve toplumun ortak sorumluluğudur.
Bugün yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren genç kadının hayata tutunmasını hepimiz diliyoruz.
Ama ona gerçekten borcumuz olan şey yalnızca dua etmek değildir.
Bir sonraki kadının aynı saldırıya muhatap olmaması için gerekenleri yapmak, sessiz kalmamak, şiddeti normalleştiren dili reddetmek ve güvenliği de toplumsal dönüşümü de birlikte inşa etmektir.
Çünkü bir kadın markette alışveriş yaparken bile kendini güvende hissedemiyorsa, aslında hiçbirimiz gerçekten güvende değiliz. Bizden söylemesi…
Bu haber 31 defa okunmuştur

:

:

:

: