Bir Başka Pencereden Bakarken

Gazetelerde, haber kanallarında ya da sosyal medyada her kafadan bir ses çıkıyor. Herkes kendi düşüncesi doğrultusunda yorum yapıyor. Kimi, bu defa tamam derken kimi de yine hayal kırıklığı olacak diyor.

Gazetelerde, haber kanallarında ya da sosyal medyada her kafadan bir ses çıkıyor. Herkes kendi düşüncesi doğrultusunda yorum yapıyor. Kimi, bu defa tamam derken kimi de yine hayal kırıklığı olacak diyor.

BM genel sekreteri Guterres o yaşlı haliyle, emekliliğine beş ay kala Kıbrıs’a geldi. O geldi ya, tüm senaristler dökülmeye başladılar. Senaryolar deste deste.

Ben de bir şeyler yazsam önemli bir senarist olur muyum? Öyle bir isteğim hiç olmadı ama neticede bir başka pencereden bakıyorum.
Bir de bu tarafından bakın demek için yazıyorum.

1950’li yılların sonunda İngiltere’nin dürtüklemesi ile Türkiye ve Yunanistan arasında Kıbrıs, bir ‘mesele’ haline geldi. Türkiye ile Yunanistan arasındaki bu mesele, sözde NATO savunmasında kriz oluşturmuş. Bu nedenle NATO kurumsal mekanizma yerine, müttefiklerin uzlaşmalarını teşvik eden bir rol üstlendi. Yani üç garantör ülkenin kanatları altında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasına onay verdi.

Biraz düşünelim. İngiltere Kıbrıs’tan gidecekse Kıbrıs’ı kime isterse bırakabilirdi ama öyle yapmadı. Çünkü ‘böl ve yönet’ politikası daha kalıcı bir çözüm olurdu. Ayrıldığı her ülkede bunu yaptı.

Cumhuriyet kuruldu ama adadaki silahlar toplanmadı. Kimse de buna ses çıkarmadı. Çıkaran varsaydı onlarında sesi duyulmadı.

İngiltere’nin politikası yine tuttu.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı Makarios, adayı NATO'nun doğrudan etkisinden uzak tutmak için Bağlantısızlar Hareketi'ne katıldı. 1963-1964 krizleri sırasında adaya NATO gücü yerleştirilmesi önerilerini reddederek Birleşmiş Miletler Barış Gücü'nü (UNFICYP) tercih etti.

Neticede NATO üyesi Yunanistan’dan adaya gelen Grivas, avuç içi kadar Kıbrıs’ta EOKA liderleri tutuklanamadı. Aksine Türk tarafı da TMT’yi kurdu.
Grivas Makarios’a darbe yaptı. İngiltere’de Turan Güneş’e Ayşe’yi tatile yollayın dedi ve Ayşe Kıbrıs’a geldi.

Buraya bir not düşelim: Türkiye Kıbrıs’ın NATO üyeliğini veto ediyor ama 19 Şubat 1959'da Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile Yunanistan Başbakanı Konstantinos Karamanlis arasında imzalanan gizli 'Centilmenlik Anlaşması', kurulacak olan yeni Kıbrıs Cumhuriyeti'nin NATO'ya girişini desteklemeyi taahhüt ediyordu.

Guterres geldi bazı görüşmeler yaptı. Hem de dünya savaş çılgınlığında kendinden geçerken. Neleri söyler gibi yaptı bir sıralayalım.
“Bu fırsat son fırsat olabilir.” “5+1’i yapın”. “Aklınızı başınıza alın, anlaşın.” Bunları söylemeseydi herkes ne derdi? “Hiçbir şey söylemedi. Tatile geldi, gitti:”

Ama bizim çözüm isteklerimize, dolayısı ile görüş açımızın dışına denk gelen bir şey daha mırıldandı.
“Garantörlere güveniyorum,” dedi.

Bu son güvendiği kimler? NATO üyelerinden; İngiltere, Türkiye, Yunanistan.

Ne yani, Guterres durup dururken bunların sırtını mı sıvazlıyor? Yoksa bir bildiği mi var?
Öyle ya, bugüne kadar Kıbrıs’ın kaderini çizen NATO, hele de savaş meydanında tepe tepe kullanılabileceği Kıbrıs’ı (isterseniz doğal gaz yolunu da düşünebilirsiniz ama bence pek önemli değil) Tufan Erhürman ve Nikos Hristodulidis’e mi bırakacak?

Bırakmaz.
Ama bu ikircikli düzenin, istediğinde iki toplumu birbirine düşürebilecekleri sözde devlet yapısının bir şeklide devam edebileceği ama daha rahat kullanabileceği yeni bir anlaşma yapılabilir.
Nasıl mı? NATO garantörlüğünde.
İstedikleri anda ‘Kıbrıs’ta düzen bozuluyor’ deyip savaş başlatılabilir veya var olan savaşa katılabilir. Buradaki üsleri rahatlıkla geliştirebilir istediği gibi kullanabilir.

Ufukta çözüm var mı?
Garantörlüğün değişmesi şekliyle yeni bir anlaşma ihtimali var ama bu anlaşma öyle bir anlaşma olacak ki hiçbir şey değişmeyecek. Zaten bu anlaşma Kıbrıslılara sorulmayacak bile. Ama her kesim bu anlaşmada bir şey bulup onu destekleyecek.

Kıbrıs’a bir de bu pencereden bakın.

Bekleyip göreceğiz.

Ne diyorduk? Gülü verenin elinde az da olsa kokusu kalır.

Hoşça kalın.

Bu haber 30 defa okunmuştur

:

:

:

: