26 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı ile Rum lider arasında yapılacak görüşme, sıradan bir liderler buluşması olmayacak. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in ortaya koyduğu yeni yol haritasının ilk sınavı olacak. Eğer taraflar gerçekten sonuç almak istiyorsa, bu görüşme yeni bir 5+1 toplantısına giden yolun başlangıcı olabilir.
26 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı ile Rum lider arasında yapılacak görüşme, sıradan bir liderler buluşması olmayacak. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in ortaya koyduğu yeni yol haritasının ilk sınavı olacak. Eğer taraflar gerçekten sonuç almak istiyorsa, bu görüşme yeni bir 5+1 toplantısına giden yolun başlangıcı olabilir.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Mehmet Dana'nın açıklamalarında dikkat çeken nokta da tam budur. Artık 'görüşmek için görüşme' döneminin geride bırakılması gerektiği vurgulanıyor. Güven yaratıcı önlemler, metodoloji ve özlü konular... Bunlar yalnızca diplomatik başlıklar değildir. Asıl mesele, tarafların gerçekten çözüm iradesi gösterip göstermeyeceğidir.
Kıbrıs Türk tarafı uzun zamandır aynı noktayı savunuyor: Sonuç üretmeyecek süreçlerin kimseye faydası yoktur. On yıllarca süren müzakereler bunun en açık kanıtıdır. Sayısız zirve yapıldı, sayısız ortak açıklama yayımlandı, ancak Kıbrıs sorunu olduğu yerde kaldı. Bu nedenle yeni süreç, eskilerden farklı olmak zorundadır.
Tam da bu noktada eski Rum müzakereci Andreas Mavroyannis'in sözleri dikkat çekiyor. Mavroyannis, federasyon modelinin Rum tarafının 1974 sonrasında verdiği en büyük taviz olduğunu söylüyor. Bu ifade aslında yıllardır anlatılan resmi söylemin de özetidir. Rum tarafı federasyonu büyük bir ödün olarak görüyor. Yani federasyonu, iki toplumun ortak geleceğini inşa edecek bir ortaklık modeli olarak değil, Kıbrıs Türk tarafına verilmiş büyük bir taviz olarak değerlendiriyor.
Bu bakış açısı değişmediği sürece gerçek bir ortaklık kurulabilir mi?
Zaten bu bakış açısı nedeniyle Türkiye egemen iki devletli siyaseti artık savunmuyor mu?
26 Ağustos görüşmesi yalnızca diplomatik takvimin bir maddesi değildir. Aynı zamanda samimiyet testidir. Eğer güven yaratıcı önlemler konuşulacaksa, önce güveni sarsan uygulamaların sona ermesi gerekir. Eğer metodoloji belirlenecekse, geçmişte defalarca başarısız olmuş yöntemlerin tekrar edilmesinin kimseye faydası olmayacağı kabul edilmelidir.
Birleşmiş Milletler'in yeni yaklaşımı da bu açıdan önemlidir. Genel Sekreter Guterres'in 'önce hazırlık, sonra sonuç alıcı 5+1' anlayışı, geçmişteki ucu açık müzakere süreçlerinden farklı bir çerçeve sunuyor. Bu çerçevenin başarılı olabilmesi ise yalnızca toplantı takvimi oluşturmakla değil, tarafların sahadaki davranışlarını değiştirmesiyle mümkündür.
Kıbrıs Türk tarafı yapıcı olduğunu söylüyor ve sık görüşmelere hazır olduğunu ifade ediyor. Şimdi aynı kararlılığı Rum tarafının da göstermesi gerekiyor. Çünkü diplomasi sadece masada kurulan cümlelerle değil, sahada atılan adımlarla ölçülür.
Gerçek çözüm, bir tarafın diğerine lütufta bulunduğu anlayışla değil; siyasi eşitliği, karşılıklı saygıyı ve iki tarafın meşru haklarını esas alan yeni bir zihniyetle mümkün olacaktır. Asıl hazırlanılması gereken de işte bu zihniyettir. Bizden söylemesi…