Eskiden yaz akşamları bambaşkaydı…
Bugün modern hayatın klimalı odalarından, tablet ve telefon ekranlarının arasından geriye dönüp baktığımızda, çocukluğumuzun yaz akşamları burnumuzda tüten birer masal gibi geliyor.
Yaz akşamı demek; hayatın eve sığmayıp sokaklara, balkonlara ve kapı önlerine taşması demekti.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda aklımıza önce oyuncaklar, mahalleler ya da siyah beyaz fotoğraflar gelmiyor. Bizi gülümseten; sokakta oynadığımız oyunlar, kapısını çalmaktan çekinmediğimiz komşular, akşam serinliğinde kapı önünde edilen sohbetler ve kendimizi güvende hissettiğimiz o sıcak ortam oluyor.
Belki de o akşamları unutulmaz kılan, oynadığımız oyunlardan çok hissettiğimiz güven, paylaşma ve aidiyet duygusuydu.
Son zamanlarda çevremde en sık duyduğum cümlelerden biri şu;
“Eskiden her şey daha güzeldi.”
Bu cümleyi duyduğumda kendi kendime şu soruyu soruyorum:
Gerçekten geçmiş mi daha güzeldi, yoksa geçmişte yaşadığımız duygular mı bize daha iyi geliyordu?
Belki de özlediğimiz, eski yılların kendisi değil; o yıllarda hissettiğimiz huzur, güven ve samimiyetti.
O yıllarda teknoloji bugünkü kadar gelişmiş değildi..Ev telefonları çıkmıştı ama her evde yoktu. Bazı evlerde ve iş yerlerinde kablolu, genelde çevirmeli veya tuşlu sabit telefonlar kullanılıyordu. Sosyal medya hesaplarımız, yüzlerce televizyon kanalımız da yoktu. Ama birbirimize ayıracak daha çok zamanımız vardı. Sohbet ederken göz göze bakar, misafirliğe giderken haber vermeye ihtiyaç duymaz, komşumuzun kapısını gönül rahatlığıyla çalardık.
Herkes daha mutluydu.
Yeni alınan bir top, ip atlamak, saklambaç oynamak ya da yaz akşamına kadar sokakta arkadaşlarıyla vakit geçirmek yeterdi. Eve girerken dizleri yara bere içinde olsa da yüzlerinde kocaman bir gülümseme olurdu.
Geçtiğimiz günlerde, özlemle sakladığım çocukluk albümünü yeniden karıştırırken yıllar öncesine ait birçok fotoğrafa rastladım. Doğduğum yıllarda siyah beyaz olan fotoğraflar, ilkokula başladığım dönemde yerini renkli karelere bırakmıştı. Ailemle çıktığımız piknikler, deniz kenarında geçirdiğimiz yaz günleri, okul anıları, mahallemizde arkadaşlarımızla oynadığımız oyunlar… Her bir fotoğraf beni yıllar öncesine götürdü ve çocukluğumu yeniden hatırlattı.
O yıllarda fotoğraflarımız azdı ama anılarımız çoktu. Şimdi ise binlerce fotoğraf çekiyoruz. Acaba aynı sıcaklığı, aynı samimiyeti ve aynı güzel hatıraları biriktirebiliyor muyuz?
Yakın zamanda, bir parkta arkadaşımla otururken, çocukların ne kadar mutlu olduğunu gözlemledim. Çocuklar neşeyle oynuyor, zaman zaman dönüp anne ve babalarına bir şey göstermek istiyordu. Ancak bankta oturan büyüklerin çoğu telefon ekranına dalmıştı. Çocuklar, karşılık alamayınca yeniden oyunlarına dönüyordu. O an düşündüm; belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, biraz daha az ekrana, biraz daha çok birbirimize bakabilmek.
Elbette geçmişe dönmek mümkün değil. Hayat değişiyor, şehirler büyüyor, alışkanlıklarımız farklılaşıyor. Ancak geçmişten bize miras kalan değerleri bugüne taşımak hâlâ bizim elimizde.
Bir komşumuzun kapısını çalabiliriz.
Uzun zamandır aramadığımız bir dostumuzu arayabiliriz.
Ailece aynı sofrada telefonları bir kenara bırakabiliriz.
Çocuklarımızla yere oturup kısa da olsa bir oyun oynayabiliriz.
Çünkü özlediğimiz şey, eski yıllar değil; o yılların bize hissettirdiği sıcaklık, aidiyet ve paylaşma duygusudur.
Geçmişi geri getiremeyiz. Ama geçmişte bize iyi gelen değerleri bugünün hayatına yeniden katabiliriz. Belki de gelecekte çocuklarımızın özleyeceği güzel anılar, bugün birlikte yaşayacağımız o küçük ama anlamlı anlarda saklıdır.
Ebeveynlere Not
Çocuklar, pahalı oyuncakları değil; birlikte oynadıkları oyunları, kendilerini dinleyen anne babalarını ve sevgiyle geçirilen zamanı hatırlar. Onlara bırakabileceğiniz en değerli miras, birlikte biriktirdiğiniz güzel anılardır.
Haftanın Cümlesi
“Geçmişi özlememizin nedeni yıllar değil; o yıllarda birbirimize hissettirdiğimiz değerdir.”