Guterres’e değil, devletinize güvenin!

Ahmet Kaya’nın o meşhur şarkısında söylediği gibi: “Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça…” Tam da böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.

Ahmet Kaya’nın o meşhur şarkısında söylediği gibi:
“Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça…”
Tam da böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.
Selma Eylem ve beraberindeki çevrelerin BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e sunduğu bildiride, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’nin “alt yönetimi” haline getirildiği, asimilasyon politikaları uygulandığı, “taşıma nüfus” nedeniyle Kıbrıs Türklerinin azınlık durumuna düşürüldüğü, toplum mühendisliği yapıldığı ve Kıbrıs Türk halkının iradesinin elinden alındığı ileri sürülüyor.
O 108 örgütün içinde Kuzey’de yer alanlara soruyoruz.
Neye imza attıklarını biliyorlar mı?
Öyleyse şu basit soruların cevabını da vermek gerekiyor.
Kuzey Kıbrıs’ta seçimleri kim yapıyor?
Cumhurbaşkanını kim seçiyor?
Hükümeti kim belirliyor?
Meclisi kim oluşturuyor?
Son cumhurbaşkanlığı seçiminde Tufan Erhürman sandıktan çıkmadı mı?
Bugün hükümet UBP öncülüğünde kurulmuş olabilir. Daha önce CTP öncülüğünde hükümet kurulmadı mı? Yarın yapılacak seçimlerde CTP birinci parti olursa hükümeti kurmayacak mı?
Bütün bunlar ortadayken “irademiz elimizden alındı” demek, önce sandığa ve bu toplumun siyasi iradesine haksızlık değil midir?
Bir başka iddia da “taşıma nüfus” üzerinden kuruluyor.
74 sonrasında Kuzey Kıbrıs’a gelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamını bir kalemde “taşıma nüfus” diye tanımlamak, burada yıllardır yaşayan, çalışan, çocuk büyüten, vergi veren, bu ülkenin ekonomisine katkı koyan, etle tırnak olduğumuz insanlara haksızlık değil mi?
Daha da önemlisi, bu insanları potansiyel olarak toplumun düşmanı gibi göstermek hangi barış anlayışına sığar?
Kıbrıs Türkü ile Türkiye Türkünü birbirinden koparmaya çalışan bir anlayışın, “toplumsal irade” adına konuşması gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkidir.
Görev süresi yıl sonunda sona erecek olan bir Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne, Kuzey Kıbrıs’taki siyasi iradenin Türkiye tarafından gasp edildiği anlatılıyor.
İyi de Guterres ne yapacak?
Kuzey Kıbrıs’ta seçim mi düzenleyecek?
Meclisi mi feshedecek?
Hükümeti mi değiştirecek?
Cumhurbaşkanını mı görevden alacak?
Yoksa “odamı topluyorum, bir de buna bakayım” mı diyecek?
Üstelik Kıbrıs sorununda yıllardır sonuç alınamamasının temel aktörlerinden biri olan BM Genel Sekreteri’nden, Kuzey Kıbrıs Türk halkının geleceğini değiştirecek bir mucize beklemek ne kadar gerçekçidir?
Bildirinin en dikkat çekici taraflarından biri de şu.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik ağır suçlamalar var.
Türkiye’ye yönelik ağır suçlamalar var.
Peki Kıbrıs Rum tarafına yönelik ne var?
Neredeyse hiçbir şey.
Kıbrıs sorununun iki tarafı yok mu?
Rum yönetiminin politikaları yok mu?
Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliği meselesi yok mu?
Yıllardır Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonlar yok mu?
Kıbrıs Türk halkının uluslararası alanda karşı karşıya bırakıldığı ambargolar yok mu?
Bunların hiçbiri yokmuş gibi bütün okları Türkiye’ye çevirmek, ister istemez şu soruyu akla getiriyor:
Türkiye’nin “alt yönetimi” olmaktan şikâyet ederken, Rum yönetimin siyasi vesayetine girmeyi mi çözüm olarak görüyorsunuz?
Bu imzacıların içinde “Çözüm olana kadar Kıbrıslı Rum’um” diyen de var. Onlara söylenecek söz yok. Milliyetlerini değiştirebilirler.
Ama bu ülkeyi yönetme iddiasında olan siyasi partilerin bu bildiriye imza atarken düşünmeleri gerekmez miydi?
Bu anlayış bize Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı mücadelesindeki “mandacılık” tartışmalarını hatırlatıyor.
İngiliz ve Amerikan mandasını savunanların eksine bir avuç insan bağımsızlığa inanmıştı.
Ne yazık ki KKTC’de de “bağımsızlığa inananlar” bir avuca indirgenmek isteniyor.
Dün bazı sivil toplum örgütleri Selma Eylem’in polis tarafından ifadeye çağrılmasının Guterres’e şikayet edildiğini belirtiyor.
Bir bardak suda fırtına koparmaya gerek yok.
Polis bizim.
Ülke bizim.
Devlet bizim.
Bu ülkenin vatandaşı olan herkes, yasalar karşısında gerektiğinde polise gidip ifade verir.
Hukukçu kimliğiyle Cumhurbaşkanı seçilen Tufan Erhürman’ın, bu sürece siyasi talimatla müdahale etmesini beklemek de zaten doğru değildir.
Kıbrıs Türk halkının iradesini gerçekten savunmak istiyorsanız bunun yolu Guterres’e Türkiye’yi ve KKTC’yi şikayet etmek değildir.
Kıbrıs Türk halkını “iradesi elinden alınmış”, “azınlığa düşürülmüş”, “başkasının yönettiği” bir toplum olarak sunmak, bu halkın kendi siyasi tarihine ve kendi iradesine yapılmış en büyük haksızlıktır.
Ve hele bunu 108 örgütün imzasıyla Guterres’e taşımak, sorunu çözmekten çok Kıbrıs Türk toplumunu kendi içinde tartışmalı hale getiren bir siyasi anlayışa hizmet eder. Bizden söylemesi…

Bu haber 22 defa okunmuştur

:

:

:

: