Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine!

“Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine…”

“Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine…”
Bizim emeklilik sistemine bakınca insanın aklına ister istemez bu söz geliyor.
Dünyanın gelişmiş ülkelerinde emeklilik sistemlerinin temelinde belli bir matematik vardır.
İnsan çalışma hayatına başlar.
Genellikle gençtir, bekârdır, sorumluluğu sınırlıdır.
Bir maaşla işe girer.
Sonra hayat değişir…
Evlenir, çocuk sahibi olur.
Sorumlulukları artar.
Bir çocuk derken iki çocuk olur.
Daha büyük bir ev gerekir.
Bir yatak odalı evden iki, üç yatak odalı eve geçilir.
Çocukların eğitim masrafları başlar.
Ev masrafı artar, mutfak masrafı artar, ulaşım masrafı artar.
Dolayısıyla çalışma hayatının ilerleyen dönemlerinde insanın gelirinin de artması gerekir.
Bu, hayatın doğal akışıdır.
Ama sonra çocuklar büyür.
Evden ayrılır.
İnsan yeniden daha küçük bir eve geçebilir.
Çünkü ihtiyaçları azalır.
Çalışma hayatı sona ermiştir.
Artık üretimden çok tüketime yönelen bir dönem başlamıştır.
İşte sosyal güvenlik sisteminin matematiği tam da burada devreye girer.
Çalışan nüfus vergi ve sosyal güvenlik primleri öder.
Bu kaynaklarla emeklilerin maaşları finanse edilir.
Yani bugünün çalışanı, dünkü çalışanın emekli maaşının finansmanına katkı yapar.
Yarın ise bugünün çalışanının emekli maaşını, o gün çalışan genç nesil finanse edecektir.
Sistemin sürdürülebilirliği bu dengeye bağlıdır.
Şimdi dönelim KKTC'ye…
Bir insanın 750 bin TL emekli maaşı almasını hangi sosyal güvenlik sistemi, hangi hesap, hangi ekonomik mantık açıklayabilir?
Özellikle kamu kaynakları ve üniversite sistemi açısından ortaya çıkan DAÜ'deki 750 bin TL seviyesindeki emekli maaşları tartışması, sadece “Bu maaş fazla mı, az mı?” sorusuyla geçiştirilecek bir mesele değildir.
Asıl soru şudur:
Bu sistem sürdürülebilir mi?
Bir tarafta hayatına yeni başlayan gençler var.
İlk işine giriyor.
Belki asgari ücretle çalışıyor.
Her ay sosyal güvenlik primi ödüyor.
Vergisini ödüyor.
Kendi geleceğini kurmaya çalışıyor.
Diğer tarafta ise çalışma hayatının sonunda, aktif olarak üretime katkısı sona ermiş bir insanın yüz binlerce liralık emekli maaşı aldığı bir sistem ortaya çıkıyorsa, burada yalnızca emeklilik hakkını değil, nesiller arası adaleti de konuşmak zorundayız.
Çünkü yüksek emekli maaşının parasını gökten kimse indirmiyor.
Bir yerden bulunuyor.
Bütçeden karşılanıyorsa vergi mükellefi ödüyor.
Sosyal güvenlik fonundan karşılanıyorsa çalışanların primleri ödüyor.
Kamu kurumunun bütçesinden karşılanıyorsa yine toplum ödüyor.
Dolayısıyla bir kişiye olağanüstü yüksek emekli maaşı bağlamak sadece o kişiye verilen bir hak meselesi değildir.
O hakkın finansmanını kimin üstlendiği de sorgulanmalıdır.
Çünkü sosyal güvenlik sistemi bir kuşaktan diğerine devredilen bir emanettir.
Bizden söylemesi…
Bu haber 113 defa okunmuştur

:

:

:

: