Doğu Akdeniz’de tehlikeli bir oyun oynanıyor.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs, İsrail’le geliştirdikleri askeri ve stratejik iş birliğini giderek derinleştirirken, aslında güvenliklerini artırmak isterken kendilerini daha büyük bir gerilimin içerisine çekme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Kısacası… Yağmurdan kaçarken doluya tutulabilirler.
Bugün ortaya çıkan tabloya baktığımızda, Atina ile Lefkoşa’nın İsrail’le ilişkilerini sıradan bir diplomatik iş birliğinin çok ötesine taşıdığı görülüyor.
Yunanistan, İsrail’den yaklaşık 3,5 milyar dolarlık çok katmanlı hava savunma sistemi satın alıyor. Güney Kıbrıs ise Yunanistan ve İsrail’le savunma, enerji ve güvenlik alanlarındaki iş birliğini sürdürüyor.
Daha da önemlisi, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Mısır savunma bakanları 22 Eylül’de Kahire’de yaptıkları toplantıda, gelecekteki tehditlere karşı daha hızlı ve koordineli bir karşılık verebilmek amacıyla savunma iş birliğini güçlendirme kararı aldı.
Peki bütün bunlar Güney Kıbrıs’ı daha mı güvenli hale getiriyor?
İşte tartışılması gereken asıl soru bu.
Çünkü Rum tarafında da artık bu politikayı sorgulayan sesler yükseliyor.
Rum basınında yayımlanan bir analizde, Yunanistan-İsrail-Güney Kıbrıs ekseninin caydırıcılık yaratmak yerine Güney Kıbrıs’ı olası bir kriz durumunda dış güçlerin “ileri mevzisi” haline getirebileceği görüşü dile getirildi.
İşte meselenin can alıcı noktası burada.
Bir ülkenin topraklarını başkalarının güvenlik hesaplarının parçası haline getirmek, her zaman o ülkenin güvenliğini artırmaz.
Bazen tam tersine, o ülkeyi hedef haline getirir.
İsrail açısından Güney Kıbrıs’ın coğrafi konumu elbette stratejik değer taşıyor.
Ancak Rum yönetiminin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Biz İsrail’in güvenliğine katkı sağlarken, kriz çıktığında İsrail bizim güvenliğimiz için ne kadar bedel ödemeye hazır?”
Aynı soru Atina için de geçerli.
Ama uluslararası siyasette fotoğraf başka, savaşın gerçekliği başkadır.
Bir savaş çıktığında herkes önce kendi ülkesinin çıkarını düşünür.
Bu nedenle Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın, İsrail’le ilişkilerini Türkiye’ye karşı bir denge unsuru olarak görmesi, uzun vadede ne kadar güvenli bir stratejidir, bunu çok iyi hesaplamaları gerekir.
Hristodulidis yönetiminin önündeki mesele de tam olarak budur.
Daha fazla silah mı?
Daha fazla askeri ittifak mı?
Yoksa daha fazla diplomasi mi?
Güney Kıbrıs’ın önünde çok daha akılcı bir seçenek var: Türkiye ile anlaşmanın yollarını aramak.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye’yi karşılarına alarak değil, Türkiye ile sorunlarını çözerek daha güvenli bir Doğu Akdeniz yaratabilir.
Aksi halde… Yağmurdan kaçarken doluya tutulmaları işten bile değil. Bizden söylemesi…