Dünyanın birçok ülkesinde ekonomik sıkıntılar konuşuluyor.
Vatandaşın alım gücü düşüyor, hayat pahalanıyor, insanlar ay sonunu getirmekte zorlanıyor.
Ama bütün bu tablo karşısında asıl tartışılması gereken sorulardan biri şu:
Fedakârlığı kim yapacak?
Çünkü ekonomik sıkıntı dönemlerinde vatandaşın sırtına sürekli yeni yükler bindirilirken, devletin ve siyasetin de aynı ölçüde sorumluluk alması gerektiği düşüncesi giderek daha fazla önem kazanıyor.
Bunun çarpıcı örneklerinden biri Macaristan’da yaşandı.
Macaristan Parlamentosu, milletvekillerinin temel maaşlarında yaklaşık yüzde 40 oranında indirime giden düzenlemeyi kabul etti. Bunun yanında milletvekillerine sağlanan bazı yan haklar ve harcama kalemlerinde de ciddi kesintiler yapıldı. Düzenlemenin amacı açıkça kamu kaynaklarında tasarruf sağlamak olarak ortaya konuldu.
Üstelik Başbakan Péter Magyar da bu düzenlemenin dışında kalmadı.
Tam tersine, kendi maaşında da önemli bir düşüşü kabul etti.
Şimdi dönüp KKTC’ye bakalım.
Bizde milletvekili maaşları 500 bin TL sınırını aşmış durumda.
Ve bu maaşlar, her altı ayda bir hayat pahalılığı oranı dikkate alınarak yeniden artırılıyor.
Burada elbette çalışanların maaşlarının enflasyon karşısında korunması gerektiği gerçeğini tartışmıyoruz.
Asıl tartışmamız gereken, siyasetin kendisi için de aynı sistemin sorgulanıp sorgulanmayacağıdır.
Çünkü bugün vatandaşın önemli bir bölümü hayat pahalılığı altında ezilirken, özel sektör çalışanı aldığı maaşla kira mı ödesin, elektrik mi ödesin, mutfak masrafını mı karşılasın diye hesap yapıyor.
Asgari ücretle çalışan bir insanın maaşıyla milletvekili maaşı arasındaki fark ise artık toplumun vicdanında ciddi bir soru işareti yaratıyor.
Üstelik mesele yalnızca rakam değil.
Mesele adalet duygusudur.
Vatandaşa “ülkenin ekonomik şartları zor, tasarruf yapmalıyız” denilirken, siyasetçinin de aynı sözün gereğini kendi hayatında göstermesi beklenmez mi?
Başbakan Ünal Üstel de Mayıs ayında siyasilerin fedakârlık yapması gerektiğini söylemiş ve milletvekili maaşlarından yüzde 10 kesinti yapılmasını önermişti. Üstel ayrıca, siyasi atamayla görev yapan müdür ve müsteşarlardan da yüzde 5 kesinti yapılmasını gündeme getirmişti.
Bu açıklama önemliydi.
Çünkü toplumun beklediği aslında tam da budur:
“Fedakârlık gerekiyorsa hep birlikte yapalım.”
Fakat aradan geçen zamanda bu tartışmanın daha ileri taşınması gerekiyor.
Çünkü bugün mesele yüzde 10 mu, yüzde 20 mi tartışması olmaktan çıkmıştır.
Mesele, siyasetin toplumun yaşadığı ekonomik gerçekliği ne ölçüde paylaştığıdır.
Bir milletvekili maaşına altı ayda yapılan artış, bazı çalışanların neredeyse bir aylık maaşına yaklaşabiliyorsa, burada artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal adalet açısından da düşünmek zorundayız.
Milletvekilliği bir kamu görevidir.
Ve kamu görevi yapanların ücretlerinin belirlenmesinde ülkenin ekonomik gerçekleri, bütçenin durumu ve toplumun gelir dağılımı da dikkate alınmalıdır. Bizden söylemesi…