TOPLUMSAL DEĞERLER İYİLİK YAPMAK NEDEN BU KADAR ZORLAŞTI

Geçmişe dönüp baktığımızda iyi olmak daha kolaydı. Birine yardım etmek, yaşlıya yer vermek, düşene el uzatmak, tanımadığın birine gülümsemek hayatın sıradan davranışlarıydı. Kimse bunları büyük bir meziyet olarak görmezdi. Çünkü iyilik, hayatın doğal bir parçasıydı.

Geçmişe dönüp baktığımızda iyi olmak daha kolaydı. Birine yardım etmek, yaşlıya yer vermek, düşene el uzatmak, tanımadığın birine gülümsemek hayatın sıradan davranışlarıydı. Kimse bunları büyük bir meziyet olarak görmezdi. Çünkü iyilik, hayatın doğal bir parçasıydı.
Peki, birbirimizin hayatını biraz olsun kolaylaştırmak neden bu kadar zorlaştı?
Günlük hayatın telaşı içinde bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Kendi işlerimizi, sorumluluklarımızı ve sorunlarımızı düşünüyoruz. Çoğu zaman yalnızca kendi yetişmemiz gereken işlerimize odaklanırken çevremizde olup bitenleri fark etmiyoruz.
Oysa hayat, sadece kendi yolumuzda ilerlemekten ibaret değil. Aynı sokakları, aynı yolları, aynı yaşam alanlarını paylaştığımız başka insanlar da var. Onların da yetişmeye çalıştıkları işler, taşıdıkları yükler, yaşadıkları sıkıntılar ve bazen kimseye anlatamadıkları dertleri var.
Bir insanın ne yaşadığını, yüzüne bakarak her zaman anlayamayız. Gülümseyen birinin içinde ne tür bir mücadele verdiğini bilemeyiz. Bu nedenle bazen en küçük anlayış, beklediğimizden çok daha büyük bir anlam taşıyabilir.
HERKESİN BİR TELAŞI VAR
Elbette hayat kolay değil. Ekonomik sıkıntılar, iş hayatının yoğunluğu, aile sorumlulukları ve gelecek kaygısı hepimizin enerjisini tüketebiliyor.
Bazen öyle yoruluyoruz ki başkasının derdini dinleyecek gücü kendimizde bulamıyoruz. Kendi sorunlarımızla uğraşırken çevremizdeki insanların neye ihtiyaç duyduğunu fark edemiyoruz.
Ancak burada kendimize sormamız gereken bir soru var:
Kendi hayatımızın zorluklarıyla mücadele ederken başkalarına karşı duyarlılığımızı da kaybetmek zorunda mıyız?
Bence hayır.
İyilik yapmak için her zaman maddi imkânlara sahip olmamız gerekmiyor. Bazen birine yol vermek, düşürdüğü eşyayı yerden almak, elindeki ağır poşetlerle zorlanan birine yardım etmek ya da konuşmak isteyen birini gerçekten dinlemek yeterli.
Bunların hiçbiri büyük fedakârlıklar gerektirmiyor. Ama insan ilişkilerinde bıraktığı iz, yaptığımız işten çok daha uzun süre hatırlanabiliyor.
GÜNLÜK HAYATTAN BİRKAÇ KÜÇÜK AN…
Bir markette alışveriş sırasındayız. Önümüzdeki kişinin az sayıda ürünü var, bizimse sepetimiz dolu. Birkaç dakikalık bekleyişin bile bazen insanı ne kadar sabırsızlaştırdığını biliyoruz.
Oysa küçük bir teklifle, “Buyurun, siz geçebilirsiniz.” demek mümkün.
Belki karşıdaki kişi teşekkür ederek sırasını alacak. Belki o gün yaşadığı bir sıkıntının içinde bu küçük davranış ona kendisini iyi hissettirecek.
Bir başka gün, trafikte ilerliyoruz. Bir aracın önümüze geçmesine izin vermek, yol isteyen bir sürücüye anlayış göstermek ya da bir yayaya geçiş hakkı tanımak…
Bunlar yalnızca trafik kurallarına uymakla ilgili değil; aynı zamanda birbirimizin varlığını ve hakkını önemsemekle ilgili.
Bir de dinlemek var.
Bazen bir arkadaşımız yaşadığı bir sıkıntıyı anlatmaya başlıyor. Daha sözünü bitirmeden kendi deneyimimizi anlatmaya, ona tavsiye vermeye ya da konuyu değiştirmeye çalışıyoruz.
Oysa belki de o anda çözüm aramıyor. Yalnızca anlaşılmak istiyor.
Bir insanın sözünü kesmeden dinlemek, duygularını küçümsememek ve hemen yargılamamak da bir iyilik biçimidir.
Çünkü iyilik yalnızca elimizle yaptığımız bir yardım değildir. Bazen dilimizle bir insanı incitmemek, bazen de susup onu dinleyebilmektir.
İYİLİK GÖRMEK İÇİN ÖNCE İYİLİĞİ ÇOĞALTMALIYIZ
Zaman zaman çevremizde insanların birbirine karşı daha duyarsız olduğunu düşünüyoruz. Kimi zaman bir yardım çağrısına kayıtsız kalındığını, kimi zaman da insanların birbirine karşı gereksiz yere sert davrandığını görüyoruz.
Ancak toplumdaki bütün sorunları başkalarının davranışları üzerinden değerlendirmek bizi bir yere götürmez.
Kendimize de bakmalıyız.
Birine karşı sabırsız davrandığımızda, bir başkasının ihtiyacını görmezden geldiğimizde ya da kolayca kırıcı sözler söylediğimizde kendi davranışımızın karşı tarafta nasıl bir etki bıraktığını düşünmeliyiz.
Elbette her zaman herkese yardım edemeyiz. Her sorunu çözemeyiz, her insanın yükünü taşıyamayız. Üstelik iyilik yapmak, sınırlarımızı yok saymak ya da başkalarının davranışlarına sessizce katlanmak anlamına da gelmez.
Ama gücümüzün yettiği yerde anlayış göstermek, imkânımız olduğunda destek olmak ve karşımızdaki insanı incitmemeye özen göstermek elimizdedir.
İyilik bulaşıcı olabilir. Birinin bize gösterdiği incelik, bizim de bir başkasına daha anlayışlı davranmamıza vesile olabilir. Bir davranışın etkisini her zaman göremeyiz; ancak küçük bir iyiliğin başka bir insana nasıl ulaştığını da bilemeyiz.
Belki yardım ettiğimiz kişi o gün kendisini yalnız hissetmeyecek. Belki dinlediğimiz biri, yaşadığı sıkıntıyla mücadele etmek için biraz daha güç bulacak.
Bazen yaptığımız iyiliğin karşılığını görmeyiz. Ama her iyilik bir teşekkür almak için yapılmaz.
İyiliğin gerçek değeri, karşılığında ne kazandığımızdan çok, bir başkasının hayatına ne kattığımızda saklıdır.
DEĞİŞİM KÜÇÜK BİR ADIMLA BAŞLAYABİLİR
Daha anlayışlı bir toplum istiyorsak değişimi yalnızca başkalarından bekleyemeyiz.
Bugün bir insanı dikkatle dinleyebiliriz. Bir komşumuzun hâlini hatırını sorabiliriz. Yardıma ihtiyacı olan birini fark ettiğimizde elimizden geleni yapabiliriz.
Bir teşekkür etmeyi, özür dilemeyi, emeği fark etmeyi ve başkalarının haklarına saygı göstermeyi ihmal etmeyebiliriz.
Bunlar belki dünyayı bir günde değiştirmez. Ancak içinde yaşadığımız çevreyi, kurduğumuz ilişkileri ve birbirimize hissettirdiklerimizi değiştirebilir.
Bazen toplumda eksikliğini hissettiğimiz değerler, aslında günlük hayatımızda yeniden yaşatabileceğimiz kadar yakınımızdadır.
İyilik, saygı ve dayanışma yalnızca güzel sözlerde kalmamalı. Davranışlarımıza yansımalı.
Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği yalnızca sahip olduğu imkânlarla değil, insanların birbirine nasıl davrandığıyla da ölçülür.
Belki bugün kendimize küçük bir soru sorarak başlayabiliriz:
“Ben bugün bir insanın hayatını biraz olsun kolaylaştırdım mı?”
Bu sorunun cevabını her gün kendimize verebilirsek, belki de değişmesini istediğimiz dünyanın bir parçası olmaya başlayabiliriz.




EBEVEYNLERE NOT
Çocuklarımıza iyiliği, saygıyı ve paylaşmayı yalnızca anlatarak öğretemeyiz. Onlara davranışlarımızla örnek olmalıyız.
Birine yardım ettiğimizi, teşekkür ettiğimizi, hatamız olduğunda özür dilediğimizi gördüklerinde bu değerlerin hayatın doğal bir parçası olduğunu öğrenirler.
Unutmayalım; çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miraslardan biri, başkalarının hayatına saygı duyan ve ihtiyaç duyulduğunda el uzatabilen bir insan olmayı öğrenmeleridir.
HAFTANIN CÜMLESİ
“Dünyayı değiştirmek için her zaman büyük şeyler yapmak gerekmez; bazen bir insanın hayatına dokunan küçük bir iyilik yeter.”
Bu haber 23 defa okunmuştur

:

:

:

: