Mihrişah Safa
Londra'da 2,5 yıl önce kurulan ve kısa sürede kadınlara yönelik çalışmalarıyla en etkin sivil toplum örgütleri arasında yerini alan İngiltere Kadın Platformu, “Aile içi şiddet”le ilgili bir seminer düzenledi. Seminerde Türkiye ve dünyada aile içi şiddet, kadının durumu ve ruhsal etkisi konuları masaya yatırıldı. Kuzey Londra'daki Toplum Merkezi’nde düzenlenen ve IKP'nin kurucusu ve proje sorumlusu Nilgün Yıldırım'ın yönettiği semineri çok sayıda kadın izlerken, konuşmacılar konunun değişik boyutlarını irdelediler. Gazeteci ve Britanya Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Kemal Erdemol, Gazeteci Mihrişah Safa, Hukuk Danışmanı Aynur Gökyıldız ve Psikolog Özden Bayraktar'ın konuştuğu ve iki saate yakın süren semineri ilgiyle izleyen hanımlar ve az sayıdaki erkek katılımcı, konuşmaların bitiminde konuşmacılara çeşitli sorular yönelttiler. Seminerde ilk sözü alan Mihrişah Safa, Türkiye ve dünyada kadına yönelik şiddeti rakamlarla ortaya koyan konuşmasında, sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde, doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm kadınların şiddete uğradığını söyledi. Kadınların eş veya en yakın erkek yakınlarından şiddet gördüğünü kaydeden Safa, 2010 yılında Türkiye’de bu konuda adeta rekor kırıldığını, tecavüz, taciz gibi cinsel saldırı suçlarında son 5 yılda yüzde 30’luk bir artış yaşandığını söyledi. Bu yılın ilk 7 ayında Türkiye'de 226 kadının cinayete kurban gittiğini ekleyen Safa, İngiltere ve Galler'de de şiddet içeren suçların arttığına ve her dört aileden birinde benzer suçun işlendiğine dikkat çekti. Safa, aile içi şiddete uğrayan kadınların durumunun Türkiye ve diğer ülkelerde emniyet güçleri veya aile bireylerine söylenme oranının da oldukça düşük olduğuna dikkat çekerek, kadınların adeta bu tür şiddet eylemlerini sineye çektiklerini de üzülerek ekledi.
‘SADECE KENDİNİZE DEĞİL ETRAFTAKİ BİREYLERİ DE KONTROL EDİN’
Mihrişah Safa’nın ardından söz alan Psikolog Özden Bayraktar, sadece fiziksel şiddetin değil, sözlü şiddetin de aile içinde oldukça yaygın olduğuna dikkati çekti. Şiddetin sadece fiziksel olarak kalmadığını kaydeden Bayraktar, bireylerin eğitim düzeyi yüksek olmasına rağmen, kendisine verdiği değer nedeniyle şiddete katlandığının altını çizerek, “Kendini ifade edemeyen bireyler şiddete uğruyor. Bastırılmışlık toplumsal olarak yüksek. Bu ne yazık ki toplumumuzun karakteristik özelliği. Çocuklar da böyle ailelerde şiddete uğruyor. Şiddetin içinde büyüyen çocuk, özellikle erkek çocuk babayla özdeşim kurabiliyor. Ruhsal problemler de böylece ortaya çıkıyor”dedi. Hukuk Danışmanı Aynur Gökyıldız ise işin hukuki yönüne ışık tutarak, “şiddete uğrayana nasıl yardımcı olunabileceği” konusuna değindi. Aile içi şiddetin, sadece o aileyi ilgilendiren bir konu olmayıp, “hukuki bir mesele” olduğunu söyleyen Hukuk Danışmanı Gökyıldız, herkesin etrafındaki yakınları, arkadaş, akraba, komşusuna dikkat etmesini, yüzünde morluk, yara, bere olan ve devamlı kazaya uğradığını veya düştüğünü söyleyenlerle ilgilenmesinin yararlı olduğunu kaydetti. Şiddete uğrayanlara karşı yargılayıcı, alaycı bir duruma girilmemesi gerektiğini de bildiren Gökyıldız, İngiltere'de bu konudaki hukuksal durumu şöyle anlattı; “Tacizden korunma yasası var. Yasalar evli veya birlikte yaşayanlar için eşit. Tokat, tekme, ısırma tutuklatacak bir suçtur. Taciz etmeme emri hemen acilen çıkartılabilir. Göçmen kadınlar kocasının izniyle kaldığı için genelde durumunu anlatamıyor, çekiniyor. Ancak mahkeme dayak atanı evden 6 ay uzaklaştırma yetkisi alıp, o kişinin o eve gelmemesini sağlayabiliyor. Bu 2 kere tekrarlanabilecek bir durum. O kişi, o eve 100 metreden fazla yaklaşamıyor. Mahalle doktorundan rapor alınması da çok önemli. Bu durumdaki kadınların oturma vizeleri de hemen kocalarından bağımsız veriliyor. Ayrıca Citizen Advice bürolarına gidip, yardım da alınabilir”. Son olarak söz alan BTGB Başkanı Kemal Erdemol, şiddetin sadece fiziksel veya sözlü değil, entellektüel ve istismar halinde de görüldüğünü belirterek, bunlara örnekler verdi. Şiddetin her şeyden önce bir çeşit terbiye metodu olduğunun kabul gördüğünü kaydeden Erdemol, batılı veya doğulu toplumlarda ayırt etmeden, her kesimde bu tür şiddete rastlandığını sözlerine ekledi. Picasso, Rodin, Charlie Chaplin gibi sanatın ünlü isimlerinin çevrelerindeki kadınlara karşı şiddet içeren davranışlarını örnek gösteren Kemal Erdemol, kadınlara ilişkin şiddet edebiyatının olduğunu, gözle görülmeyen bu tür şiddetin en az fiziki olanı kadar tehlikeli olduğunu savundu. Semineri ilgi ve dikkatle izleyen Platform üyesi hanımlar, daha sonra panelistlere çeşitli sorular sordular. IKP'nin kadınlara yönelik çalışmalarının yeni yılda da devam edeceği ve yeni projelerle kadınlara daha geniş konularda eğitim verileceği bildirildi.