KÖPRÜNÜN İKİ TARAFI

Bazen ne yaparsak yapalım, olmaz. Bir şekilde, hep köprünün diğer tarafında kalırız.

Bazen ne yaparsak yapalım, olmaz. Bir şekilde, hep köprünün diğer tarafında kalırız. Sizin de bu şekilde köprünün sağ ya da sol tarafında kaldığınızı, bedenen ve ruhen ya da sadece bedenen / ruhen böylece kalmak zorunda olduğunuzu hissettiğiniz oldu mu? Sağda olan, solu anlamaz; solda olan, sağı anlamaz. Bazı zamanlarda da aynı köprünün tam ortasında nereye doğru gitmemiz gerektiğini anlayamadığımız olur. Öyle zamanlarda nasıl davrandığımızı bir düşünelim. Sevgiyle gidemediğimiz yolu mu zorluyoruz; yoksa inatla süremediğimiz yaşamımızı mı harcıyoruz? Neye, kime inat ediyoruz; neleri, kimleri zorluyoruz? Belki de kendimizi deniyoruz. Kararsızlıklarımızın sonuçlarını deneyimliyoruz. Köprünün ortasında her durduğumuzda, bilmeliyiz ki o kararsızlığımızı tekrar tekrar yaşamayı çoktan kabullenmişiz. Asıl önemli olanın bu deneyimlerimizden ders çıkarmak olduğunu da kulağımıza küpe yapmaktan vazgeçmeyelim!
Hande Yener’in Kalbinden Kalplerimize ‘Apayrı’
Şarkıcı, Hande Yener ya da asıl adıyla Makbule Hande Özyener. Çıkış yaptığı 2000'lerin başından itibaren pop listelerinde üst sıralara yükselen şarkılarıyla Türk pop müziğinde kendine yer edindi. Müziğinin yanı sıra kıyafetleri ve değişkenlik gösteren imajıyla da adından bahsettirdi. Apayrı, Türk şarkıcı Hande Yener'in dördüncü stüdyo albümüdür. 6 Ocak 2006'da Erol Köse Production tarafından yayımlandı.
“Sana bir yalnızın gözünden / Çaldığın birkaç damla / Yaş yolladım ben bu sabah, iyi bak ona / Yanma; serpil, eğlen, coş, sevil / Ben, bana çok gelemem / Boş nasihat, veremem / Yüküm, kendimden menkul / Alınırım, satılamam / Yenilirim, yutulamam / Sana yorgun bir miras seçerim, bırakamam / Sen, benden ayrı / Ben, senden ayrı; hep aynı / Sen, sende kaldı; ben, sende aynı / Apayrı”
Bazen, aynı olmakla, apayrı olmak arasındaki farkı çok sonradan anlarız. Sonsuz güzellikleri içimizde barındırmak adına anlarken de acı çekeriz. Acıyla geçen her günümüz aslında, bize hayırlı bir gelecek oluşturur. Aynı olmakla karşı karşıya gelmiş olanlar sadece, hafiften gözyaşı dökerken; apayrı olmakla sınanan insanların gözyaşları, aktıkça serin, derin, limon gibi yakıcı, aynı yere döküldükçe oluşan ateş gibi yakan yaraya dönüşür. Dakikalar geçtikçe yüze dokunmak istemek, çekilen acıyla bağlantılı olarak delilik diye adlandırılabilir.
‘İki İnatçı Keçi’ Masalı
Keçileri bilirsiniz, oldukça inatçıdırlar. Günlerden bir gün, iki inatçı sürüden ayrılıp dağ, bayır gezmeye çıkmışlar. Biri sağa gitmiş, biri sola gitmiş. O dağ senin, o taş benim, hoplayıp zıplamışlar. Sarp kayalıklarda hoplayıp, zıplayan keçiler, yorulunca da su içmek için dereye inmişler. Derenin üzerinde de bir köprü varmış. Ne var ki bu köprü pek de emniyetli değilmiş. İnce tahtalardan yapılan dar bir köprüymüş. Bu iki inatçı keçi, köprünün üzerinde karşılaşmamışlar mı? İkisi de birbirine yol vermeye pek niyetli değillermiş. Köprünün üzerinde birbirlerine doğru adım adım yürümüşler, sonunda köprünün ortasında karşı karşıya gelmişler.
Büyük olan keçi, yol istemiş küçük keçiden;
– Yol ver, karşıya geçeceğim.
Küçük keçi, hiç oralı olmamış;
– Niyeymiş efendim, köprüye ilk ben çıktım, siz yol verin.
Büyük keçi, ısrar etmiş, küçük keçi direnmiş. İki keçi de birbirinden inatçı. Sonunda, köprüde kafa kafaya toslaşmışlar. Büyük keçi, bir tos atmış; küçük keçi, bir tos atmış. Köprü, bu yüke dayanamayıp ortadan kırılmış. İki inatçı da dereyi boylamışlar.

Kaynaklar:
https://www.azlyrics.com
https://www.masal.org
Bu haber 1478 defa okunmuştur

:

:

:

: