Devletimiz pazarlık edilemez

Kıbrıs meselesi, yarım asrı aşkın süredir uluslararası diplomasinin gündeminde yer alan en önemli sorunlardan biri olmaya devam ediyor.

Kıbrıs meselesi, yarım asrı aşkın süredir uluslararası diplomasinin gündeminde yer alan en önemli sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Son günlerde Rum basınında yer alan ve Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs konusunda yeni bir çözüm modeli üzerinde çalıştığı yönündeki iddialar ise doğal olarak Kıbrıs Türk halkında merak ve endişe yaratmıştır.

Ortaya atılan senaryoların içeriğine bakıldığında, Kıbrıs Türk halkının egemenliği, güvenliği ve geleceği açısından ciddi soru işaretleri taşıdığı da görülmektedir. Bu nedenle konuya dikkatle yaklaşmak ve temel ilkelerden taviz vermemek büyük önem taşımaktadır.

Bugün gelinen noktada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin pozisyonu son derece nettir.

Egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki iki devletli çözüm vizyonu yalnızca siyasi bir tercih değil, yılların mücadelesi sonucunda şekillenmiş bir devlet politikasıdır. Kıbrıs Türk halkı, kendi devletini kurmuş, kendi kurumlarını oluşturmuş ve kendi geleceğini tayin etme iradesini ortaya koymuştur. Bu gerçek artık göz ardı edilemez.

Geçmişte federasyon temelli çözüm arayışlarının sonuç vermediği defalarca görülmüştür. Türk tarafı uzlaşma yönünde önemli adımlar atarken, Rum tarafının paylaşım ve ortaklık anlayışından uzak tavrı nedeniyle süreçler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu nedenle bugün yeni çözüm arayışları gündeme getirilirken, Kıbrıs Türk halkının kazanılmış haklarını geriye götürecek önerilerin kabul görmesi mümkün değildir.

Özellikle mülkiyet ve toprak konularında ortaya atılan bazı yaklaşımlar dikkatle değerlendirilmelidir. Mülkiyet meselesinin çözümü, toprak tavizleri üzerinden değil; uluslararası hukuk temelinde takas, tazminat ve mevcut kullanıcıların haklarını koruyan mekanizmalarla mümkündür. İnsanların yıllardır yaşadıkları, yatırım yaptıkları ve hayat kurdukları bölgelerin yeniden pazarlık konusu yapılması ne gerçekçidir ne de adildir.

Kıbrıs Türk halkının güvenliği de tartışmaya açık bir konu değildir. Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü, geçmişte yaşanan acı tecrübelerin ardından halkın varlığını ve güvenliğini teminat altına alan en önemli unsurlardan biridir. Bu garantörlük sisteminin ortadan kaldırılmasını veya etkisiz hale getirilmesini öngören herhangi bir yaklaşımın kabul edilmesi beklenemez.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, Kıbrıs Türk halkının iradesine saygı gösteren, mevcut gerçekleri dikkate alan ve taraflar arasında gerçek anlamda eşitliği esas alan bir anlayıştır. Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm ancak iki tarafın egemen eşitliğinin kabul edilmesiyle mümkün olabilir.
Sonuç olarak, Başbakan Ünal Üstel’in de altını çizdiği gibi devletimiz, toprağımız, egemenliğimiz ve Türkiye’nin garantörlüğü pazarlık konusu değildir.

Kıbrıs Türk halkı, geçmişte verdiği mücadelelerin sonucunda elde ettiği haklardan vazgeçmeyecektir. Çözüm arayışları elbette desteklenmelidir; ancak bu arayışların temelinde halkın güvenliği, egemenliği ve devletinin varlığı yer almak zorundadır. Çünkü bir halkın geleceği, diplomatik masalarda pazarlık edilebilecek bir unsur değil, korunması gereken en değerli emanettir. Bizden söylemesi…

Bu haber 51 defa okunmuştur

:

:

:

: