YARIM ASIR ÖNCESİNE DÖNMEK 1. YAZI

Geçmişe yolculuk güzeldir. Hele de bu sadece zihinsel olarak değil, sözü, şarkısı, insanları ile birlikte, kenti, mahallesi, evi ile birlikte onların ruhunu duyumsayarak gerçekleşirse çok daha değerli olur.

Geçmişe yolculuk güzeldir. Hele de bu sadece zihinsel olarak değil, sözü, şarkısı, insanları ile birlikte, kenti, mahallesi, evi ile birlikte onların ruhunu duyumsayarak gerçekleşirse çok daha değerli olur.

“Yurdunu terk etmeyen çocukların”, “İnciraltı Çocukları’nın” düzenlediği ve senede iki gün yurtta konaklama ve gala yemeği ile sonlanan bir etkinliğe ilk defa katıldım.

Yarım yüzyıldan üç yıl eksik bir zaman dilimine geri dönmek... Sonuna kadar açılmış bir akordiyonu kapatmış ve arada hiç boşluk bırakmamış gibi hissetmek. Arada kalan hayat yaşanmamış gibi, yarım asır önceye geri dönebilmek. Böylece; hız, hareket, zaman teorilerine yeni katkılarda bulunmuş olduk!!!

Ağustosun son günlerinde kırk yedi yıl öncesine geri döndüm. Ve o günleri tekrar yaşadım. Liseyi bitirmiş on sekiz yaşında bir gençtim. Yeni bir hayata merhaba demenin heyecanı. Bağımsızlığını ilan etmiş, hayata doğru koşmaya başlamış, ufuk çizgisi çok uzaklarda deli taylardık. Yurdun bir odasında yollarımız kesişen dört Kıbrıs’lı gençtik. Ve hala daha yollarımız ayrılmadı.

İnciraltı İzmir’in en güzel yerlerinden biri idi diye yazmayacağım çünkü körfezi gören her mevkisi güzeldi(r).

“İnciraltı” şiirimden;
(...)Mandalinalar içinde bir İnciraltı vardı
balıkçıları kıyıda körfezi izler,
şarap içip
sandalda yatarlardı geceleri.(...)

Yetmişli yıllarda Akdeniz oyunları için yapılmış, yeni ve o yıllara göre konforlu bir yurttu. Belki de bu kenti bu kadar sevmemin bir nedeni de hayatımın bu evresine bir tatil sitesinde kalırmış gibi, güzel bir ortamda yaşayarak başlamış olmaktı. O zamanda, şimdiki gibi hayatın olumlu yanlarını ön plana çıkarıp, bardağın dolu tarafını görmek sureti ile yaşantımı kolaylaştırma felsefesi ile hareket ediyordum.

Yurdun giriş kapısından girerken duygusal, acı yüklü bir esinti gözlerimi yalayarak geçti. İnsanın aklına geçmişle ilgili önce kötü anılar mı düşer? Benim de aklıma ilk gelen, meydandaki zeminde birikmiş kan gölleri olmuştu. Çünkü o meydanda beş öğrenci öldürülmüştü. Ve bu, biz de önemli bir travma yaratı.

“İnciraltı” şiirimden;
(...)Ve sabaha kadar vücudumdan
Sızmaya devam eden kendi kanım.
Sonra sonsuz bir sessizlik
Kulaklarımda bir kaval sesi
Bir de anamın yaralarımı serinleten nefesi.(...)

Odaya yerleşip balkona çıkınca anılarımda başka bir sayfa açıldı. Boydan boya İzmir körfezi yaralara ilaç olabiliyordu. Kırk yedi yılda değişmeyen tek şey doğanın kendisi demek isterdim ama olmuyor. Mandalina bahçeleri azalmış, balıkçı barınakları yıkılmış, binalar çoğalmış, kıyı boyunca çevre düzenlemesi! yapılarak asfalt ve beton ile toprak örtülmüş. Deniz bile kıyıdan uzaklaştırılarak görsel değişim gerçekleştirilmiş, doğa hırpalanmıştı. Geriye çekilse de, deniz hala yarenlik edecek bir arkadaş gibi yanı başımızdaydı.

Her ne kadar yıpranıp eskise, erkek yurduna dönüştürülse de yurttan ve
denizden başka değişmeyen tek şey bölgedeki fırındı. Yıllar önce gün yeni ağarırken, sıcak ekmek arası helva yiyebilmek için gittiğimiz fırın hala aktifti ve üretime devam ediyordu. Ama ben artık on sekiz yaşında değildim.

İnsanların çok büyük çoğunluğu hala, benim gibi koşturarak yaşamaya devam ediyor. Benim Beşparmak dağlarının kokusunu içime çekmeden, Lapta’yı tanımadan Lapta’yı sevmeye devam ettiğim gibi onlarda İzmir’in tadını çıkarmadan İzmir de yaşıyorlar. “İzmir’i çiğerlerime çekmek istiyorum” sözüne “müstehzi” bir gülümsemeyle baktılar ve beni anlamadılar. Çünkü koşturarak yaşamak onlar için de bir yaşam biçimi olmuştu.

“Yaşlanmışım Haberim Olmamış” şiirimden
(...)Olmayacak artık
birçok anının tekrarı,
eskiden yaşadığın kentlerin caddelerinde
dolaşamayacaksın son bir defa.
Gideceğin yerlere son kez
ya da ilk ve son kez gidiyorsundur.(...)

Sağlıcakla kalınız.

Bu haber 14 defa okunmuştur

:

:

:

: