Takip edenler bilir... Eylül ayında Fransa'da lise öğrencilerinin protestolarına başlamasından bu yana, en az yedi diğer Avrupa ülkesinde de genç göstericiler onlara katıldı. Gerçi gösteriler yağmacılar tarafından gölgelendi ama özünde protestocuların karamsarlığı, ileriye doğru bir yol bulmakta zorlanan bir kıtayı yansıtıyor.
Takip edenler bilir... Eylül ayında Fransa'da lise öğrencilerinin protestolarına başlamasından bu yana, en az yedi diğer Avrupa ülkesinde de genç göstericiler onlara katıldı. Gerçi gösteriler yağmacılar tarafından gölgelendi ama özünde protestocuların karamsarlığı, ileriye doğru bir yol bulmakta zorlanan bir kıtayı yansıtıyor.
* * *
Avrupa’ya yaygın bir endişe hakim. Avrupa‘nın yakın geleceği şekillendirmesi beklenen teknolojik atılımlara ayak uyduramadığı yönünde yaygın bir kanı var. Ayrıca Avrupa’nın dünyanın iki büyük gücü olan Amerika ve Çin arasındaki bir çekişmenin ortasında kaldığı yönünde de yaygın bir endişe var.
* * *
Bu gelişmeye ilaveten bir de Avrupa'nın büyük seçim döneminin başlamak üzere olduğunu unutmayalım. İspanya Başbakanı geçen hafta bir hamle yaparak, gelecek ay erken seçim çağrısında bulundu. İspanya'nın yanı sıra Fransa, İtalya, Polonya, Finlandiya, Yunanistan, Estonya ve Slovakya da önümüzdeki yıl sandık başına gidecek.
* * *
Bu durum Avrupa'nın çehresini önemli ölçüde değiştirebilir. Çünkü bir süredir Avrupa'da siyasetin parçalanmasını ve radikal sağın yükselişini görüyoruz. Farklı ülkelerde farklı zamanlarda aşırı sağ populist partiler koalisyona giriyor. Bu yüzden 2027'de en büyük dört üye ülkede (Fransa, İtalya, Polonya ve İspanya) yapılacak seçimler önemli birer sınav.
* * *
Son otuz yılda, birçok Avrupa ülkesinde siyasi parti manzarası parçalandı. Uzun süre ulusal ve Avrupa siyasetine hakim olan merkez sağ ve merkez sol partilerin oy oranları keskin bir şekilde düştü. Koalisyon kurmak artık daha zor hale geldi. Örneğin 2010 seçiminden Belçika‘da hükümet ancak 589 gün sonra kurulabildi.
* * *
Aşırı sağ popülist sağ partilere olan desteğin arttığı herkesin malumu. 2000'li yılların ortalarından bu yana, AB genelinde ulusal seçimlerde bu partilere olan destek yüzde 10'dan yüzde 23'e yükselmiş. Bugün altı AB üyesi ülkede bu partiler ya koalisyon hükümetinde yer alıyor ya da ulusal parlamentoda hükümeti destekliyor.
* * *
Brüksel merkezli Avrupa Birliği (AB) siyaseti, politikaları üzerine odaklanmış, bir dijital haber platformu Politico Europe ‘AB, siyasi açıdan tam bir fırtınanın eşiğinde‘ diyor. ‘AB, halihazırda en büyük bütçesini onaylamak, Ukrayna'nın devasa mali açığını kapatmak ve ABD ile Çin'den gelen jeopolitik baskıyla başa çıkmakla boğuşuyor‘ diye ekliyor.
* * *
Yorumda ‚AB benzeri görülmemiş bir ikilemle karşı karşıya: En büyük dört ekonomisi seçimlere veya siyasi çalkantılara doğru gidiyor. Anketlere göre İspanya'da önümüzdeki ay yapılacak seçimde merkez sağ ile aşırı sağın iktidara gelmesi bekleniyor. Fransa'da Nisan ayında cumhurbaşkanlığı için anketler aşırı sağcı lider Marine Le Pen'i öne çıkarıyor.
* * *
Bir de Ukrayna sorunu var. IMF'ye göre enerji altyapısı tahrip olduğu için gelecek yıl 30 ila 35 milyar dolarlık bir bütçe açığıyla karşı karşıya. Bu AB'nin geçen yılki 90 milyar avroluk katkısına ilaveten. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, geçen haftaki zirvede ‘Ukrayna'nın düşmesi durumunda 20 milyon Ukraynalı AB'ye akın eder‘ diyerek korkutmuş.
* * *
Bu ve benzer sorunlara bakınce AB‘nin ağır sorunlar yumağı altında olduğu apaçık. Geriye dönük olarak bakılınca da AB’nin anlık zorluğu yatıştıran ancak sorunu sürdürülebilir bir şekilde çözmede genellikle başarısız olduğu açık. Örnekleri çok. Bu durum siyasal terminolojide “failing forward” yani ‘İleriye doğru başarısız olma hali‘ olarak nitelenir.
* * *
Bence, seçimlerden sonra da populist, aşırı sağ Avrupa siyasetinde önemli bir faktör olmaya devam edecek. Ancak protestoların huzursuzluğu da seçmenin kararı da aynı soruda düğümleniyor: Avrupa, yeniden umut üreten bir gelecek kurabilecek mi? Önümüzdeki seçimlerin sonucu belki de bu soruya verilecek cevap için ipucu verecek.