GÖÇ HER ZAMAN BİR TERCİH Mİ?

Bir veda, bir ömürlük özlem…

Bir veda, bir ömürlük özlem…
Bazı vedalar vardır; insan gider ama yüreğinin bir parçası geride kalır.
İnsanlar farklı nedenlerle göç eder. Kimi daha iyi bir yaşam kurabilmek, kimi eğitim almak, kimi iş bulmak için yola çıkar. Kimi ise savaş, yoksulluk veya güvenlik kaygıları nedeniyle doğup büyüdüğü topraklardan ayrılmak zorunda kalır.
Dışarıdan bakıldığında göç, yeni bir başlangıç gibi görünebilir. Yeni bir ev, yeni bir iş, yeni bir çevre… Fakat geride kalanların ve gidenlerin yaşadıklarını bilmeden bu yolculuğun ne anlama geldiğini anlayabilir miyiz?
Başka bir ülkeye giden bir insanın karşısına yalnızca yeni fırsatlar çıkmaz. Bilmediği bir dil, alışık olmadığı bir kültür, kendisini yeniden kabul ettirme çabası ve zaman zaman hissettiği yalnızlık da hayatının bir parçası olur.
Bir düşünün…
Yıllarca yaşadığınız sokağı, her gün selamlaştığınız komşunuzu, kapısını rahatça çalabildiğiniz dostunuzu geride bırakıyorsunuz. Yeni bir yerde yaşam kurmaya çalışırken bir yandan da geçmişinizle bağınızı korumak istiyorsunuz.
Belki yeni ülkenizde güzel bir eviniz, iyi bir işiniz ve düzenli bir yaşamınız var. Ancak bir bayram sabahı ailenizden uzakta olduğunuzu fark ettiğinizde ya da memleketinizden tanıdık bir ses duyduğunuzda içinizde bir özlem uyanabiliyor.
Çünkü insanın mutluluğu yalnızca sahip olduklarıyla ölçülmüyor. Bazen kendisini ait hissettiği insanlar ve yerler, hayatındaki en büyük zenginlik oluyor.
Bir yerden ayrılmak, bir hayattan ayrılmak mıdır?
Fatma, ağustos ayının sıcak bir yaz günü annesi, kardeşleri ve komşularıyla vedalaşıp babasıyla birlikte Larnaka Havalimanı’na gitti. Kızını uğurlayıp köye dönen babası, onun ardından o kadar çok ağlamıştı ki… Belki de kızının bir daha memleketine dönemeyeceğini hissetmişti.
Babası haklı çıktı. Fatma köyüne bir daha dönemedi. Memleket hasretiyle yana yana göçüp gitti bu dünyadan.
Bu satırlar, 2025 yılında yayımlanan Göçün Ardından kitabımda yer verdiğim bir yaşam öyküsünden…
Fatma’nın hikâyesi, göçün yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek olmadığını anlatıyor. Bazen bir yolculukla başlayan ayrılık, insanın bütün yaşamına yayılan bir özleme dönüşebiliyor.
Peki, insan doğduğu topraklardan ayrıldığında yalnızca evini mi geride bırakır? Yoksa çocukluğunu, alışkanlıklarını, sevdiklerini ve kendisini ait hissettiği dünyayı da beraberinde mi götürür?

İnsan, doğduğu toprakları neden terk eder?
İnsanın kökleri, esas kimliğinin yapı taşlarını oluşturur.
Nerede doğduğumuz, hangi kültürün içinde büyüdüğümüz, ailemizden öğrendiğimiz değerler ve çocukluk anılarımız bizi biz yapan unsurlar arasındadır.
Bir insan başka bir ülkede yeni bir hayat kurabilir, farklı bir dil öğrenebilir ve yeni alışkanlıklar edinebilir. Zamanla o ülkenin yaşamına uyum sağlayabilir. Ancak bu durum, doğduğu topraklarla kurduğu bağın mutlaka sona erdiği anlamına gelmez.
Bazen aile büyüklerinin anlattığı bir anı, eski bir fotoğraf ya da çocukluğumuzda duyduğumuz bir şarkı bizi yıllar öncesine götürür. Hiç yaşamadığımız bir memleket bile ailemizden dinlediğimiz hikâyeler sayesinde bizim için anlam kazanabilir.
Göçün etkisi yalnızca yola çıkan insanlarla sınırlı değildir. Onların çocukları ve torunları da ailelerinin geçmişini merak eder. Nereden geldiklerini, hangi koşullarda göç ettiklerini, geride kimleri bıraktıklarını öğrenmek isterler.
Göçün Ardından kitabımda da kendi ailemin geçmişinden yola çıkarak bu yolculuğu anlatmak istedim. Kıbrıs’tan Londra’ya göç etmiş geniş bir ailenin Kıbrıs’ta yaşamaya devam eden bir ferdi olarak, ailemin geçmişini anlamaya ve kuşaklar boyunca taşınan hatıraları paylaşmaya çalıştım.
Çünkü göç, benim için yalnızca insanların bir yerden başka bir yere gitmesi değil; ailelerin geçmişi, kimliği ve zaman içinde değişen yaşamlarıyla da ilgiliydi.
Göç, aynı zamanda bir umut yolculuğudur
Göçü konuşurken bazen yalnızca gidenleri düşünürüz. Oysa geride kalanların da kendilerine özgü bir hikâyesi vardır.
Bir anne, başka bir ülkede yaşayan evladının yolunu gözleyebilir. Bir baba, kızının ardından döktüğü gözyaşlarını yıllar geçse de unutamayabilir. Kardeşler, çocukluklarını paylaştıkları insanlarla aralarındaki mesafeyi her geçen yıl biraz daha derinden hissedebilir.
Telefon görüşmeleri, görüntülü konuşmalar ve ziyaretler mesafeleri azaltabilir. Ancak aynı sofrada buluşmanın, bir kapıyı çalıp sevdiklerine habersizce sarılmanın yerini her zaman tutamayabilir.
Her göçün ardında farklı bir neden, her ayrılığın ardında farklı bir duygu vardır.
Bütün zorluklarına rağmen göç, kimi insanlar için yeni fırsatların kapısını da açar. İnsanlar gittikleri ülkelerde meslek edinir, aile kurar, çocuklarını büyütür ve kendilerine yeni bir yaşam inşa ederler.
Bugün farklı ülkelerde yaşayan Kıbrıslı Türklerin üçüncü, hatta dördüncü kuşak torunları bulunuyor. Bu kuşaklar, ailelerinin geçmişini ve köklerini öğrenerek kendi kimliklerini anlamlandırmaya çalışıyor.
Demek ki göç, yalnızca geçmişte yaşanmış bir ayrılık değildir. Etkileri kuşaklar boyunca devam eden, bazen özlemle bazen de yeni başlangıçların sevinciyle hatırlanan bir yaşam deneyimidir.
Gidenleri anlamak, kalanları unutmamak
Fatma’nın hikâyesine döndüğümüzde ise insanın aklında bir soru kalıyor: Bir daha dönemeyeceğini bilseydi, son kez vedalaşırken neler hissederdi? Babasının gözyaşlarını yeniden görebilseydi ona ne söylemek isterdi?
Bunları hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ancak onun hikâyesi bize, vedaların ve özlemlerin insan hayatında ne kadar derin izler bırakabileceğini hatırlatıyor.
.İnsan bazen bir yerden ayrılır ama köklerini, hatıralarını ve sevdiklerine duyduğu özlemi yanında taşır. Yeni bir hayat kurabilir; yine de geçmişiyle arasındaki bağı bütünüyle koparamayabilir.
Çünkü bazı yerler yalnızca yaşadığımız coğrafyalar değildir. Bizi biz yapan anıların, seslerin ve duyguların saklandığı yerlerdir.
Ebeveynlere Not
Çocuklarımıza farklı kültürlere, dillere ve yaşam biçimlerine saygı duymayı öğretelim. Göç etmek zorunda kalan insanları anlamaya çalışmanın, empati kurmanın ve kimseyi geldiği yer nedeniyle yargılamamanın önemini anlatalım.
Unutmayalım ki her insanın anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi vardır.

Haftanın Cümlesi
“İnsan bazen bir yerden ayrılır ama köklerini, hatıralarını ve yeniden başlama umudunu yanında taşır.”
Bu haber 7 defa okunmuştur

:

:

:

: