Özlemek, kalbimizde taşıdığımız bir kuştur. Yüreğimizdeki ötüşleriyle bize geçmişten güzel anları taşır. O anda; seni izleyenlerin ne diyeceğine aldırmadan, boşluğa bakarak hafifçe gülümsersiniz. Ya da aynı kuşun sürekli yüreğinizi gagalayarak kanatmasıdır. Açtığı yaralar, canınızı acıtır. Bu ise;
acılı bir yemek yerken, acı keyif vermese de ondan vaz geçemeyerek, yemeye devam etmektir.
Belki canınızın yanması da güzeldir. Çünkü geçmişi hatırlayabilmek güzeldir. Gururunuz incinmediği için, özeleştiri yapmak yeteneğini kullanabiliyorsanız; geçmişinizle yüzleşip ders çıkarabilirsiniz. Özlemek hayatımızın bir parçasıdır.
Sürekli geçmişi özleyenlerin; duygusal yoğunluğu yüksek, romantik, hüznün “lezzetini” yaşayan bir karakter yapıları vardır. (Sanırım sanatçılar da bu yapıda olduklarından eserlerinde özlem teması önemli bir yer kaplamaktadır.) Gelenekçi eğilimleri olanlar köklerine bağlıdırlar ve değişikliklere kolay uyum sağlamazlar. Geçmişi özlerler.
,
Jean-Paul Sartre “İnsan, hayatındaki bir boşluğu fark ettiği an özlem başlar. Özlem, bir insanın kendi varlığındaki 'eksikliği' hissetme biçimidir.” demektedir.
Felsefi açıdan bir egzersiz; “Özlem duyduğumuzda, hayatımızda fiziksel olarak var olmayan bir şey, bilincimizde nasıl her şeyden daha fazla yer kaplar.”
Didem Madak’ın annesine kavuşma arzusu, dizelerinde şu şekilde ortaya çıkmış.
(...)Vişne bahçeleriyle dolu,
Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
Bazen ölmek istiyorum
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.(...)
Özlemek sadece bir sevgiliyi özlemek olarak ortaya çıkmaz. Yaşam yolculuğumuzda başımızdan geçen her şeyi özleyebiliriz. Bu yolculuğun süresi uzadıkça bulacağımız malzemenin miktarı da artmaktadır.
Bizim ülkemizin yakın geçmiş tarihi ile birlikte değerlendirirsek, herhalde özlem çok fazla yaşanan bir duygu yoğunluğudur.
Avusturalya’ya, İngiltere’ye “kaçmış” çocuklar özlenir. Oralarda doğmuş torunlar özlenir. Yolları gözlenir. Kapı önlerinde oturup, istem dışı yolun başlangıcına doğru gözünüz kayar. Yüreğinizdeki o beklenti hiç bitmez. O ateş sönmez. Çünkü sizin için özlemekten vazgeçmek, sevmekten vaz geçmektir.
Göç etmek zorunda bırakıldığı için doğduğu köyü nü özler. Gittiği komşu köye uyum sağlamaya başlarken, tekrar göç eder bu kez hem doğduğu köyü hem de evlendiği köyünü özler. Sonra çocukları büyümeye başlar, yine göç eder. Artık ne doğduğu ne evlendiği ne de çocuklarını doğurduğu köye dönebilecektir. Özlemlerini sıraya dizer ve hepsini teker teker anar. Ağlar. Bu geçmişte yaşamak hastalığı değildir. Kıbrıs’ı tanımayanlar yazdıklarımın kara mizah olduğunu sanabilirler. Oysa bilmezler ki bu ülke de 58’de 63’de 74’de yaşadıkları köylerden göç etmek zorunda kalan insanlar vardır.
Çok uzaklarda kalmış kalabalık aile özlenir. Anne, baba, kardeş özlenir, Güven hissi, birlikteliğin tadı, koşulsuz sevgi özlenir. Çocukluk, çocukluktaki vurdumduymazlık, başı boşluk, lakayıtlık özlenir.
Belki de bir daha ayak basmayacağı, gezdiği kentleri, kentlerde kalan anıları, uçan martıyı, kendini sevdiren kediyi özler. Kentin daracık sokaklarını, cumbalı evleri, sardunyaları özler. Özlediği bir kent mi yoksa dönemediği geçmişi mi? kişi de bunun ayırdına varamaz.
Kendisini terk eden, kendisinin terk ettiği, yaşamı terk eden sevgiliyi özler. Kokusunu, sesini, sevişmesini özler. Güzel anları tahhayül ettikçe onunla veya özlediğimiz her ne ise onunla tekrar bütünleşiriz. Arkadaşlar, dostlar birlikte yaşanmış güzel günler veya zor ve çetin yıllar da özlenebilir. Gelecek güzel günler de özlenebilir.
Özlemek, hasret gidermek, yad etmek, hatırlamak; bunlar birbirine yakın ama çok uç sayılmayacak farkları vardır. Hatırlamak; hayatın içerisinde, bir obje ile bir görüntü veya olay ile ansızın geçmişe ait bir yaşanmışlığın zihnimize düşüvermesidir. Bir süre onu anımsar sevinir veya üzülürüz. Yad etmek de ise sevgi, saygı, vefa duyguları ile hatırlamak ve o kişilerden veya olaylardan söz açmak vardır.
Özlemek ise; hatırlanan, yad edilen kişi, hayat veya yere geri dönebilmek arzusudur. Bu arzu, yıkıcı, saplantı ve bağımlılık halinde ise psikolojik destek gerektirebilir. Özlem arzusunu; özlem duyulana (insan, yer, arkadaşlar, yaşantı) ait elimizde kalmış materyallerle veya hafızamızda kalanlarla gidermeye çalışırız. Böylece hasret gidererek, hastalık aşamasına gelmeden kendimize psikolojik sağaltım yapmış oluruz.
Bence; özlemek, hatırlamak, hasret gidermek ve yad etmek insani duygulardır ve güzeldir.
Sağlıcakla kalınız.