Orta Doğu’da değişim rüzgarı sert esiyor!

ABD’de yapılan ara seçimler, Amerikan siyasetinde yıllarca konuşulacak bir kırılmaya sahne oldu. Demokratlar, Donald Trump’ın siyasi haritasını adeta paramparça etti. Cumhuriyetçiler hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu kaybederken, Trump ikinci başkanlık döneminin ortasında siyasi bir çıkmaza sürüklendi.

ABD’de yapılan ara seçimler, Amerikan siyasetinde yıllarca konuşulacak bir kırılmaya sahne oldu. Demokratlar, Donald Trump’ın siyasi haritasını adeta paramparça etti. Cumhuriyetçiler hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu kaybederken, Trump ikinci başkanlık döneminin ortasında siyasi bir çıkmaza sürüklendi.
Artık Trump’ın karşısında yalnızca siyasi bir muhalefet yok. Kendi partisinde de hesap soranlar var.
Seçim sonuçlarının ardından Trump’ın en yakın çevresinde başlayan tartışmaların merkezinde ise sekiz aydan uzun süredir devam eden İran savaşı ve bu savaşın Amerikan ekonomisine yüklediği ağır maliyet bulunuyor.
Trump, başkan seçilirken Amerikan halkına savaşları bitireceğini, ekonomiyi güçlendireceğini ve ABD’yi yeniden büyük yapacağını vaat etmişti. Ancak gelinen noktada bu vaatlerin yerini savaş, ekonomik kriz ve siyasi belirsizlik aldı.
Amerikan halkı da sandıkta bunun hesabını sordu.
Trump’ın en büyük yanılgısı, Amerikan gücünün sınırsız olduğunu düşünmesiydi.
Oysa ABD’nin Orta Doğu politikası, Trump öncesinde çok daha hassas bir denge üzerine kuruluydu.
Washington, bölgede ne etin yanmasını ne de şişin yanmasını istiyordu. Bir taraftan İsrail’e güvence veriyor, diğer taraftan Arap devletlerine kendilerini koruyacak gücün ABD olduğunu söylüyordu.
Bölgedeki bütün aktörlere aynı anda mesaj veriyor, gerektiğinde askeri gücünü gösteriyor ama her zaman doğrudan savaşın içine girmemeye özen gösteriyordu.
Çünkü ABD’nin en büyük silahı yalnızca sahip olduğu askeri güç değildi.
Atılmayan kurşun, bazen atılan kurşundan çok daha büyük bir caydırıcılık yaratır.
Trump ise İran savaşında o kurşunu attı.
Ve savaşın sonunda ortaya çıkan tablo, Washington’ın hesaplarının ne kadar yanlış olduğunu gösterdi.
ABD, İran karşısında askeri gücünü ortaya koyarken Orta Doğu’daki müttefiklerine bekledikleri güvenliği sağlayamadı. Arap devletleri, yıllardır kendilerini koruyacağına inandıkları ABD’nin bu savaşta ne kadar etkili bir güvence olabileceğini sorgulamaya başladı.
İşte asıl kırılma burada yaşandı.
Çünkü bir süper gücün itibarı yalnızca sahip olduğu silahlarla ölçülmez. Müttefiklerine verdiği güvenceyi yerine getirip getiremediği de en az askeri gücü kadar önemlidir.
ABD’nin Orta Doğu’daki kredisi işte bu nedenle sarsıldı.
Bugün Arap devletlerinin İran ile doğrudan anlaşmanın yollarını araması, bölgedeki dengelerin değişmeye başladığının en önemli göstergelerinden biridir.
Washington’ın yıllardır kurduğu güvenlik mimarisi sorgulanıyor. ABD’nin bölgedeki ağırlığı azalırken, yeni ittifakların ve yeni diplomatik arayışların önü açılıyor.
Trump’ın savaşı, belki de en çok ABD’nin kendi müttefiklerine kaybettirdi.
İsrail cephesinde de durum farklı değil.
Netanyahu, savaşın devam etmesini siyasi varlığının garantisi olarak görüyor. Çünkü onun açısından savaşın bitmesi, yalnızca askeri bir sürecin sona ermesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda siyasi hesaplaşmanın başlaması demek.
Netanyahu’nun iktidarda kalabilmek için savaşa ihtiyaç duyduğu yönündeki eleştiriler giderek daha fazla seslendiriliyor.
Ancak İsrail halkı açısından tablo farklı.
Savaş Netanyahu’ya siyasi avantaj sağlayabilir. Fakat İsrail halkına güvenlik, huzur ve ekonomik istikrar getirmiyor.
İsrail muhalefeti de bunun farkında. Netanyahu’nun savaş politikalarının ülkeyi daha fazla yalnızlaştırdığını ve Arap dünyasıyla yapılabilecek anlaşmaların önünü kapattığını savunuyor.
İsrail sokaklarında yükselen tepkiler de bu siyasi ayrışmanın bir göstergesi.
Netanyahu savaşla ayakta kalmaya çalışırken, İsrail’in geleceğini savaşın dışında arayanlar da güç kazanıyor.
Peki, bundan sonra ne olacak?
ABD’de Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu kaybeden Trump’ın hareket alanı ciddi biçimde daralacak.
Demokratlar, Trump yönetiminin politikalarını engellemek, soruşturmalar başlatmak ve yönetim üzerinde daha güçlü bir denetim kurmak için önemli bir fırsat yakaladı.
Bir azil süreci ihtimali bile artık Amerikan siyasetinin gündemine girebilir.
Trump’ın İran’a yönelik yeni bir askeri operasyon başlatması da eskisi kadar kolay olmayacak. Kongre’nin denetimi ve siyasi baskı, Beyaz Saray’ın savaş kararlarını daha tartışmalı hale getirecek.
Elbette ABD Başkanı’nın askeri yetkileri bir seçim sonucuyla ortadan kalkmaz. Ancak siyasi çoğunluğunu kaybeden bir başkanın savaş politikalarını sürdürmesi çok daha zorlaşır.
Trump artık yalnızca İran’ı değil, kendi ülkesindeki siyasi dengeleri de hesaba katmak zorunda.
Bu durum, Netanyahu’nun hesaplarını da değiştirebilir.
Trump’ın güçlü bir Kongre desteğiyle İsrail’in savaş politikalarına sınırsız destek vermesi mümkün olmayabilir. ABD’deki siyasi dengelerin değişmesi, İsrail muhalefetinin Arap dünyasıyla anlaşma arayışlarını da güçlendirebilir.
Belki de yıllardır savaşın gölgesinde kalan diplomasi, yeniden kendisine bir alan bulacak.
Dünya siyasetinde güç dengeleri değişiyor. ABD, Orta Doğu’da yıllardır kurduğu düzenin sarsıldığını görüyor. Arap devletleri yeni güvenlik arayışlarına yöneliyor. İran, bölgesel denklemde yeniden farklı bir konuma yerleşiyor. İsrail’de ise savaşın ülkeye ne kazandırdığı ve ne kaybettirdiği tartışılıyor.

Bütün bunların ortasında Trump, kendi ülkesinde siyasi bir yenilgiyle karşı karşıya.
Amerikan tarihinde başkanların Kongre’de çoğunluğu kaybetmesi elbette ilk kez yaşanmıyor. Ancak bu seçim sonuçlarının Trump’ın ikinci döneminde ortaya çıkardığı tablo, Washington’ın dış politikasını da doğrudan etkileyecek nitelikte.
Artık Trump’ın dünyaya istediği gibi meydan okuması kolay olmayacak.
Her tehdit karşısında askeri güç kullanabileceğini söyleyen, her krizde blöf yaparak karşı tarafı geri adım attırmayı hedefleyen bir başkanın siyasi zemini ciddi biçimde zayıfladı.
Çünkü güç, yalnızca tehdit etmek değildir.
Güç, gerektiğinde geri adım atabilmek, müttefiklerine güven verebilmek ve savaşın sonunda kazanan taraf olabilmektir.
Trump’ın İran savaşı ise ABD’ye bu üç konuda da ağır bir fatura çıkardı.
Orta Doğu’da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
ABD’nin bölgedeki tartışmasız liderliği sorgulanırken, yeni güç merkezleri ortaya çıkıyor. Arap devletleri Washington’a bağımlılıklarını azaltmaya çalışıyor. İsrail’in savaş politikaları daha fazla eleştiriyle karşılaşıyor.
Ve dünyanın en güçlü siyasi liderlerinden biri olarak görülen Trump, şimdi kendi ülkesinde kaybettiği siyasi gücün hesabını vermek zorunda kalacak.
Orta Doğu’da değişim rüzgarı sert esiyor.
Bu rüzgar yalnızca İran’ı, İsrail’i ya da Arap devletlerini etkilemeyecek.
Washington’ı da sarsacak.
Çünkü artık mesele yalnızca bir savaşın nasıl biteceği değil.
Mesele, ABD’nin Orta Doğu’da yeniden güvenilir bir güç olup olamayacağıdır. Bizden söylemesi…


Bu haber 27 defa okunmuştur

:

:

:

: