Uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklar yoktur; kalıcı çıkarlar vardır. Bugün Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler de bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor.
Son dönemde Avrupa basınında yer alan haberler, Fransa’nın değişen güvenlik mimarisi içinde Türkiye ile yeni bir sayfa açmaya hazırlandığını gösteriyor. ABD’nin Avrupa güvenliğindeki ağırlığını azaltması, Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni tehdit algısı ve Avrupa’nın kendi savunmasını inşa etme arayışı, Paris’i Ankara’nın kapısını yeniden çalmaya yöneltiyor.
İngiliz basınında yer alan iddialara göre savunma sanayiinde kapsamlı iş birliği seçenekleri değerlendiriliyor. Uzun süredir askıda bulunan SAMP/T hava savunma sistemi projesinin yeniden canlandırılması da masada. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, Türkiye’nin bu konudaki taleplerinin karşılanması için çalışma yapılması talimatı verdiği öne sürülüyor.
Bu tabloya bakıldığında akla doğal olarak şu soru geliyor:
Daha birkaç hafta önce Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile savunma alanında stratejik ortaklık anlaşması imzalayan Fransa değil miydi?
Bir yanda Güney Kıbrıs’a asker konuşlandıran Fransa…
Diğer yanda Türkiye’ye gelişmiş hava savunma sistemi satmaya hazırlanan yine Fransa…
İlk bakışta tam anlamıyla “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedirten bir tablo.
Ancak meseleye uluslararası siyasetin soğuk gerçekleri açısından bakıldığında çelişki ortadan kalkıyor.
Fransa aslında iki tarafa da yatırım yapıyor. Bir taraftan Doğu Akdeniz’deki varlığını Rum yönetimi üzerinden tahkim ediyor; diğer taraftan ise Avrupa’nın güvenliği açısından vazgeçilmez hale gelen Türkiye ile köprüleri yeniden kuruyor.
Çünkü Paris de biliyor ki Türkiye olmadan Avrupa’nın güvenliği eksik kalır.
NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip, Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Akdeniz’e kadar geniş bir coğrafyada etkili olan Türkiye, artık Avrupa güvenlik denkleminin dışına itilemeyecek kadar önemli bir aktördür.
Özellikle ABD’nin Avrupa’daki rolünü yeniden tanımladığı bir dönemde Ankara’nın stratejik değeri daha da artıyor.
Bu gelişmeleri en dikkatle izlemesi gerekenler ise Rum komşularımızdır.
Yıllardır Fransa’yı ve bazı Avrupa ülkelerini Türkiye’ye karşı değişmez müttefik olarak gören çevrelerin, uluslararası siyasetin değişen dinamiklerini iyi okumaları gerekiyor.
Çünkü devletler duygularla değil, çıkarlarla hareket eder.
Çıkarlar değiştiğinde ittifaklar da değişir.
Bugün Avrupa’nın güvenlik ihtiyacı Türkiye’yi yeniden vazgeçilmez hale getiriyorsa, dün söylenen birçok söz de sessizce rafa kaldırılabilir. Rum tarafının güvendiği dağlara kar yağması ihtimali artık eskisine göre çok daha yüksektir.-
Doğu Akdeniz’de dengeler yeniden kurulurken, hiçbir aktörün geçmişteki siyasi ezberlere güvenerek geleceği planlama lüksü yoktur. Özellikle de Avrupa’nın güvenliği söz konusu olduğunda, Türkiye’nin ağırlığını yok sayan hiçbir stratejinin uzun ömürlü olması beklenemez. Bizden söylemesi…