Babam Hüseyin Özdemir’in anı defterini okudukça, geçmişin yalnızca hatıralardan ibaret olmadığını daha iyi anlıyorum. O notlar, Kıbrıs Türk toplumunun hangi şartlarda varlık gösterdiğini, eğitime nasıl tutunduğunu ve öğretmenliğin o yıllarda ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığını anlatıyor.
Babam Hüseyin Özdemir’in anı defterini okudukça, geçmişin yalnızca hatıralardan ibaret olmadığını daha iyi anlıyorum. O notlar, Kıbrıs Türk toplumunun hangi şartlarda varlık gösterdiğini, eğitime nasıl tutunduğunu ve öğretmenliğin o yıllarda ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığını anlatıyor.
Omorfo Öğretmen Koleji yıllarından sonra babamın ilk tayin yeri Larnaka olur. 1940 ile 1945 yılları arasında süren bu öğretmenlik dönemi, İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde geçer. Kıbrıs, İngiliz sömürgesi altındadır. Alman ve İtalyan uçaklarının Larnaka’yı hedef aldığı günlerde halk tedirgindir. Yiyecek ve kumaş karneye bağlanmıştır. Evlerde radyo yoktur. Haberler kahvehanelerden ve kulaktan kulağa yayılır. Hindistan’dan getirilen askerler de savaş yıllarının Kıbrıs manzarasında yerini alır. Babamın anılarında geçen bu ayrıntılar, o dönemin karmaşık yapısını ve toplum hayatındaki değişimi göstermesi bakımından önemlidir.
Larnaka’nın o günkü durumu da dikkat çekicidir. İdarenin birçok kademesinde Türkler görev yapmaktadır. Komiserlikte, tapuda, gümrükte, limanda ve bazı kamu hizmetlerinde Türklerin varlığı hissedilir. Buna karşılık ticaretin, otelciliğin ve bazı mesleklerin Rumların elinde olduğu görülür. Bu tablo, Kıbrıs Türk toplumunun devlet hizmetlerinde güçlü, ekonomik alanda ise daha sınırlı imkânlarla var olmaya çalıştığını göstermektedir.
Babamın öğretmenlik anlayışı, bu şartlar içinde daha da anlam kazanır. O, öğrencisini yalnızca sınıfta ders dinleyen bir çocuk olarak görmez. Onun geleceğini düşünür. Larnaka’dan Lefkoşa Lisesi’ne öğrenci hazırlaması bunun en güzel örneğidir. Müdür Niyazi Bey’in “Larnaka’dan Lefkoşa Lisesi’ne öğrenci yetişmez” sözüne rağmen vazgeçmez. Okul saatleri dışında çalışır, öğrencilerini sınava hazırlar. Verilen emek karşılıksız kalmaz. Öğrencileri yalnızca sınavda başarılı olmakla kalmaz, burs kazanarak da dikkat çeker.
Bir öğretmenin inancı bazen bir çocuğun kaderini değiştirir. Babamın yaptığı da tam olarak budur.
Anılarda beni en çok etkileyen bölümlerden biri de müzikle ilgilidir. Babam, Lefkoşa’daki kitapçı Kemal Deniz’den öğrencileri için sekiz keman satın alır. Bugün hâlâ Deniz Plaza adıyla varlığını sürdüren bu köklü ismin, o günlerde eğitim hayatına dokunan bir kitapçı olarak anı defterinde yer alması ayrıca kıymetlidir. Kemanlar, notalar ve sehpalarla küçük bir okul orkestrası kurulur. Kısa süre içinde öğrenciler iki sesli parçalar çalacak seviyeye gelir.
Bu ayrıntı, Kıbrıs Türk toplumunun yalnızca yokluklarla değil, kültürle, sanatla ve eğitimle de var olduğunu gösterir. Savaşın, sömürge idaresinin ve maddi imkânsızlıkların ortasında çocuklara keman çaldırmak büyük bir idealizmdir.
Babam Hüseyin Özdemir’in anıları bana şunu düşündürüyor. O kuşak, az imkânla çok şey başarmayı bilen bir kuşaktı. Öğretmenler yalnızca ders vermedi. Toplumun hafızasını, çocukların ümidini ve geleceğin yolunu da taşıdı.
Bugün babam Hüseyin Özdemir’in anı defterini okurken, bir öğretmenin bisikletiyle rüzgâra karşı gidişini, öğrencileri için aldığı kemanları, savaş yıllarında açık tutulan sınıfları ve çocukların geleceğine duyulan inancı görüyorum.
Bu anılar yalnızca ailemizin geçmişine ait değildir.
Bu anılar, Kıbrıs Türk toplumunun eğitimle, sabırla ve inançla nasıl kök saldığını gösteren değerli bir emanettir.