İstasyondan yükselen marş

1949 yılının Türkiye’si, İkinci Dünya Savaşı’nın bıraktığı güçlükleri geride bırakmaya çalışan genç Cumhuriyet’in yeni bir geleceğe yöneldiği yıllardı. Kıbrıs ise hâlâ İngiliz idaresi altındaydı. İşte böyle bir dönemde Kıbrıslı Türk öğretmenlerin Türkiye’ye yaptıkları yolculuk, sıradan bir ziyaretin çok ötesinde anlam taşıyordu.

1949 yılının Türkiye’si, İkinci Dünya Savaşı’nın bıraktığı güçlükleri geride bırakmaya çalışan genç Cumhuriyet’in yeni bir geleceğe yöneldiği yıllardı. Kıbrıs ise hâlâ İngiliz idaresi altındaydı. İşte böyle bir dönemde Kıbrıslı Türk öğretmenlerin Türkiye’ye yaptıkları yolculuk, sıradan bir ziyaretin çok ötesinde anlam taşıyordu.

Bir toplumun ana vatanına duyduğu bağlılık, yalnızca coğrafi yakınlıkla açıklanamaz. Bu bağlılık, bazen bir bayrağa duyulan hasretle, bazen bir tren istasyonunda yükselen marşla, bazen de hiç tanımadığı insanların gösterdiği sevgiyle güçlenir.

Kıbrıslı Türk öğretmenlerin Türkiye yolculuğu da böylesine derin anlamlar taşıyan tarihî bir buluşmaydı. Tren ilerledikçe istasyonlarda kendilerini selamlayan halkı gören öğretmenler, Kıbrıs Türkünün yalnız olmadığını daha güçlü biçimde hissetmişti. Ankara’ya yaklaştıklarında söyledikleri marş, istedikleri kadar uyumlu çıkmamış olsa da gönüllerde oluşan ahenk her şeyden daha değerliydi. Gazetelerin bu heyecanı dört sesli bir koro olarak aktarması da ziyaretin toplumda meydana getirdiği coşkuyu gösteriyordu.

Ankara’da İsmet İnönü ile yapılan görüşme, yalnızca bir kabul töreni değildi. Kıbrıs Türk öğretmenleri, eğitim alanındaki ihtiyaçlarını Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek makamına doğrudan anlatma fırsatı bulmuştu. Türkiye’nin Kıbrıs’ta ortaokullar açması, öğretmen göndermesi ve emekli öğretmenlere destek sağlaması yönündeki talepler, geleceğe bırakılan önemli tarihî kayıtlardı. Altın kalemle sunulan dilekler ise Kıbrıs Türk halkının varlığını eğitimle koruma kararlılığının simgesiydi.

İstanbul, Bursa ve İzmir’de görülenler her zaman kusursuz değildi. Ekonomik sıkıntılar, altyapı eksiklikleri ve savaş yıllarının bıraktığı izler açıkça görülüyordu. Ancak kalkınma iradesi, çalışan insanların gayreti ve geleceğe duyulan inanç da aynı ölçüde dikkat çekiyordu. Eksiklikleri görmek, Türkiye’ye duyulan sevgiyi azaltmamıştı. Tam tersine, güçlükler içerisinde ayağa kalkmaya çalışan bir milletin mücadelesine daha yakından tanıklık edilmesini sağlamıştı.

İzmir’de Türk bayrağının yeniden dalgalandığı binaları görmek, Kıbrıslı öğretmenler için ayrıca anlamlıydı. Çünkü onlar, Kıbrıs’ta millî günlerini özgürce kutlayamayan, Türk bayrağına ve Mehmetçiğe hasret yaşayan bir toplumun çocuklarıydı. Türkiye’de kendilerine gösterilen sınırsız sevgi, ana vatana bağlılıklarını daha da kuvvetlendirmişti.

Bugün Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında eğitimden ulaşıma, sağlıktan altyapıya kadar sürdürülen iş birliğinin köklerinde bu tarihî bağ bulunmaktadır. Hükûmetlerin Türkiye ile uyum içerisinde yürüttüğü projeler, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Bu çalışmalar, geçmiş kuşakların taşıdığı özlemi geleceğin güvencesine dönüştürmektedir.

Kıbrıs Türk halkı, tarih boyunca en zor dönemlerinde Türkiye’nin desteğini yanında bulmuştur. Dün bir tren penceresinden kendilerini selamlayan insanlara bakarak yalnız olmadıklarını hisseden Kıbrıslı Türk öğretmenlerin taşıdığı duygu, bugün iki devlet arasındaki güçlü bağda yaşamaya devam etmektedir. Kuşaklar değişmiş, şartlar değişmiş, özlemler yerini kazanımlara bırakmıştır. Değişmeyen ise Kıbrıs Türk halkının ana vatan Türkiye ile kurduğu gönül bağıdır. Geçmişten bize kalan bu bağ, yalnızca hatırlanacak bir miras değil, geleceğe taşınacak tarihî bir emanettir.
Bu haber 40 defa okunmuştur

:

:

:

: